04 Nis

Güzel kelime önerileri

Sözlükte, Güzel Kelimeler arasında yer almasını istediğiniz bir kelime varsa, Kelime öner/ekle formu‘nu kullanarak anlamı ile birlikte ekleyebilirsiniz. Önerilen kelime en kısa sürede öneren kişinin adı ile birlikte sözlüğe eklenecektir.

All | Latest | A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z | Submit a name
There are 63 names in this directory beginning with the letter Y.
Yâd
  • Anma.
  • Hatır, zihin.
  • Yabancı.

Yadigâr
  • Hatıra.
  • Bir kimseyi, bir olayı hatırlatan nesne veya kişi, andaç.

Yağmur
  • Atmosferdeki su buharının yoğunlaşmasıyla oluşan ve yeryüzüne düşen yağışın sıvı durumda olanı, yağar, yağış, baran, bereket, rahmet.
  • Çok ve sık düşen, gelen şey.
  • Çokluk, bolluk.

Yağmur duası
  • Kuraklık zamanlarında yağmur yağması için halkın topluca Tanrı'ya yakarması.

Yakamoz
  • Denizde balıkların veya küreklerin kımıldanışıyla oluşan parıltı.
  • Biyolojik ışık üretme özelliğine sahip organizmaların akıntı ve rüzgarlarla sürüklendiklerinde veya bir şeye dokunduklarında oluşan ışığın yansıması olayı.

Yakarış
  • Tanrı'dan bir şey dilemek amacıyla söylenen söz, dua, münacat.
  • Yalvarma, dua.
  • Yakarma işi, yakarı.
  • Osmanlıca: tazarruat, tazarruname: Sanatlı düzyazı ile Tanrı'ya yalvarış.

Yakarmak
  • Israrla istemek, yalvarmak.
  • Tanrı'ya içten yalvararak dua etmek, niyaz etmek.

Yakınlık
  • Duygusal bağ veya akrabalık ilişkisi.
  • Yakın olma durumu.
  • Gönül birleşmesi.
  • Birden çok sayıda kişi arasında gerçek ya da varsayılan dünürlük, hısımlık ilişkileri.

Yalan dünya
  • Geçici, ölümlü hayat, yalancı dünya.

Yalın
  • Gösterişsiz, süssüz, sade (söz, yazı).
  • Çıplak, kınından çıkmış.
  • Çalgı veya düzeneğin doğal ve yalın tonunu alabilmek için tüm fasılaların tonu etkilemeyecek biçimde eşit ve tam orta seviyede konumlandırılması.
  • Çıplak, üryan, açık, kapsız, örtüsüz.
  • Alev, ateş.

Yansıma
  • Yansımak işi.
  • Işık dalgaları yansıtıcı bir yüzeye çarparak yön değiştirme, inikâs.
  • Doğa seslerine benzer seslerle yapılan kelime, taklidî kelime, onomatope.
  • Bir ışınımın, içindeki tek renkli ışınların frekansları değişmeksizin, bir yüzeyden geri dönmesi.
  • Tabiat seslerini veren sözcük.
  • Bir engele çarpan dalgaların geldiği ortama geri dönmesi.
  • Durgan bir A noktasına göre bir R noktası için, AR' = - AR yöneysel eşitliğini sağlayan R' noktası. 2. Durgan bir a doğrusuna göre bir R noktası için, R nin a ya dik izdüşümüne göre R nin yansıması. 3. Durgan bir a düzlemine göre bir R noktası için, R nin a ya dik izdüşümüne göre R nin yansıması.
  • Vericiden yayınlanan dalgaların herhangi bir engele çarparak yön değiştirmesi. (Bu durum, televizyon görüntüsünde çeşitli düzensizliklere yol açar. Bunun en sık rastlananı gölgedir).

Yâr
  • Sevgili.
  • Dost, tanıdık.
  • Yardımcı, destekleyen.

Yararlı
  • Yarar sağlayan, yararı olan, faydalı, nafi, avantajlı.

Yardım
  • Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma, muavenet.
  • Bir ülkeye bağış veya ödünç olarak verilen para ve ihtiyaç maddeleri.
  • Etki.
  • Bağış, iane.
  • İşlerin daha etkin ve verimli olabilmesi için sağlanan katkı, destek.

Yardımlaşma
  • Yardımlaşmak işi.

Yardımsever
  • Hayırsever.

Yâren
  • Arkadaş, yakın dost.
  • Dostların oluşturduğu topluluk.

Yasa
  • Olayların gidişinde olağan dışına yer vermeyen, değişmezlik ve mecburiyet gösteren kural: Doğa yasaları.
  • Devletin yasama organları tarafından konulan ve uyulması gereken kurallar bütünü, kanun.
  • Bilimde çok sayıda deney ve gözlemden sonra, aynı şartlarda aynı sonuçları verdiği kesin olarak belirlenen durum: Yer çekimi yasası. Mendel yasaları.
  • Toplumsal hayat içinde kendiliğinden oluşan ve uyulması toplum içinde yaşamanın bir mecburiyeti olan kurallar ve uygulamalar bütünü: Ahlak yasası.
  • Düşüncenin mantıksal bir değeri olması için uyulması şart olan temel.
  • Kanun, ferman, kaide, türe, emir.
  • Memnu, memnuiyet.
  • Tertibat, tabiye.
  • Ödev olarak verilen iş.

Yaşam
  • Doğumla ölüm arasında yaşanan süre, ömür, hayat.

Yaşam dolu
  • Hayat dolu.

Yaşama gücü
  • Hayatın zorluklarına karşı mücadele etme gücü veya kuvveti.
  • Dirimselci öğretilerce yaşamı sürdürmenin en temelli nedeni olarak kabul edilen ilke (Driesch'de entelekhia).
  • Canlılık.

Yaşama sevinci
  • Maddi, manevi mutluluk içinde yaşama.
  • Durumundan, yaşantısından memnun olma duygusu.

Yaşanmışlık
  • Yaşanmış olma durumu.

Yaşlılık
  • Bebeklikle başlayan insan ömrünün gençlik sonrası olgunluk aşaması.
  • Yaşlı olma durumu.

Yatsı vakti
  • Yatsı.
  • Akşam vaktinden sabah vaktine kadar geçen süre.

Yavru
  • Yeni doğmuş hayvan veya insan.
  • Çocuk, evlat.
  • Bir şeyin küçüğü.

Yayla havası
  • Yayla gibi yüksek yerlerin temiz havası.

Yaz
  • Haziran, temmuz, ağustos aylarını içine alan zaman aralığı (kuzey yarımküre için).
  • Kuzey yarım kürede 21 Haziran 23 Eylül tarihleri arasındaki zaman dilimi, ilkbaharla sonbahar arasındaki sıcak mevsim.

Yaz yağmuru
  • Ani yağan ve çabuk geçen yağmur.

Yediveren
  • Yılda birkaç kez meyve veren veya çiçek açan (asma, gül vb.).

Yegâne
  • Biricik, tek.

Yekvücut
  • Hep birlikte.

Yeni bahar
  • Yeni yaz.

Yerlilik
  • Bir yerin ilk sakini olma durumu.
  • Atalarının da yaşadığı, oturulan bölgede doğup büyümüş olma durumu.

Yeryüzü
  • Yer kabuğu.
  • Dünya.
  • Yeryuvarlağının dış kesimi.
  • Yer yuvarlağının yüzeyi.
  • Osmanlıca: sath-ı arz.

Yeşermek
  • Bitki yaprak vermek, yapraklanmak.
  • Yeşil renk almak, yeşillenmek.
  • Canlanmak, yeniden ortaya çıkmak.

Yeşil alan
  • Şehir içinde park, bahçe vb. yerlere ayrılmış bölüm.
  • Kent ve kasabalarda, insanların dinlenmesine, gezmesine, çocukların oynamasına ayrılan ve bu yerlerin bir taş yığını görünümü kazanmasına engel olmak amacıyla, kent yönetimlerince düzenlenen gezilik, ağaçlı yol gibi ortak kullanım alanı.

Yeterli
  • Bir işi yapma gücünü sağlayan özel bilgisi olan, kifayetli, ehliyetli.
  • Bir görevi, işlevi yerine getirme gücü olan, etkisi olan.
  • Gereksinimlere cevap veren, ihtiyaçları karşılayan.

Yetim
  • Babası ölmüş olan (çocuk), babasız.
  • Babası ölmüş çocuk.
  • Yalnız, tek, eşsiz.

Yetinmek
  • Bir şeyi kendisi için yeter bularak daha çoğuna gerek görmemek, daha çoğunu istememek, kanaat etmek, iktifa etmek.
  • Yeter görmek.

Yetkin
  • Gerekli olgunluğa erişmiş, olgun, kâmil, mükemmel.
  • Büyümüş, yetişkin.

Yiğit
  • Güçlü ve yürekli, kahraman, alp.
  • Gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen (kimse).
  • Genç, delikanlı.

Yol yordam
  • Uygun olan davranış biçimi, adap, adap erkân.
  • Yöntem, kural, davranış inceliği.

Yolcu
  • Yolculuğa çıkmış kimse.
  • Yolculuğa çıkmaya hazırlanan kimse.
  • Doğması beklenen çocuk.
  • Bu dünyadan ayrılacağı hissedilen kimse, hasta vb.

Yoldaş
  • Yol arkadaşı.
  • Arkadaş, dost.
  • Ortak bir görüşü benimseyenlerden her biri.
  • Eş, evlilikte eşlerden her biri.
  • Bir çiftyıldızın kütle bakımından küçük olan bileşeni.

Yön
  • Belli bir noktaya göre olan yer, taraf.
  • Bir şeyin belli bir noktaya baktığı yan, veçhe.
  • Bir yere gitmek için izlenen yol, cihet, istikamet.
  • Tutulacak, izlenecek yol.
  • Cihet, taraf, vecih, suret.
  • Yüz, cephe, taraf.
  • Neden, sebep.
  • İyi.

Yöntem
  • Bir amaca erişmek için izlenen, tutulan yol, usul, sistem, prosedür, politika.
  • Bilimde belli bir sonuca erişmek için bir plana göre izlenen yol, metot.
  • Bir sorunu çözmek, bir deneyi sonuçlandırmak, bir konuyu öğrenmek ya da öğretmek gibi amaçlara ulaşmak için bilinçli olarak seçilen ve izlenen düzenli yol.
  • Yeni gerçekleri bulmak, bilinen gerçekleri yorumlamak ve açıklamak için tutulan mantıklı düşünme yolu.
  • Bir sorunu çözüme götürmek için geliştirilen yollar.
  • Çağdaş oyunculuğun kurucusu Stanislavski yöntemi için kullanılan sözcük. bk. Stanislavski dizgesi.
  • Bir işlemin yapılması yolu.
  • Bir amaca, bir sonuca ermek için tutulan düzenli yol.
  • Yol, tarz, metot.
  • Yetenek.
  • Uygun, kolay.

Yüce
  • Yüksek, büyük, ulu, ulvi.
  • Yükseklik.
  • Münezzeh, arı, uzak.
  • Genellikle insanca ölçüleri aşan, bundan dolayı çok büyük olan. Sanat, ahlak, din, düşünce alanında üstün bulunan, kendisinde üstünlük görülen şey. // Kant'ın estetiğinin iki ana kavramından biri: Kant güzelin yanına yüceyi de temel bir estetik kavram olarak koyar. Ancak, ona göre her türlü ölçünün dışına çıkan, ezici büyüklükte olan şey duyuları aşar. Bu da yüceyi duyular ile kavranan dünyanın üstüne yükseltip onu ahlak alanına kaydırır.

Yüce gönüllü
  • Soylu, asil.

Yufka yürekli
  • Kötü olaylardan çok çabuk etkilenen, üzülen, bağrı yufka.

Yumuşak başlı
  • Uysal, kolay yola gelen (kimse).

Yumuşak yüzlü
  • Kendisinden istenilen bir şeyi geri çeviremeyen, hayır diyemeyen (kimse).

Yüreği burkulmak
  • Çok üzülmek, çok acı duymak.

Yüreği kan ağlamak
  • Derinden acı duymak, çok üzülmek.

Yüreği parçalanmak
  • Çok acımak, üzülmek.

Yüreği temiz
  • Temiz yürekli, saf, iyi niyetli (kimse).

Yürek
  • Kalp.
  • Bir kimsenin ruhsal yönü, gönül.
  • Herhangi bir şeyden çekinmeme, korkmama, yüreklilik, korkusuzluk, cesaret.
  • Acıma duygusu.
  • Mide, karın, iç.
  • Ritmik kasılmalarıyla kanın dolaşımını sağlayan ve devam ettiren, değişik sayıda odacıklara ayrılmış veya tüp biçiminde, kaslı organ.

Yürek acısı
  • Yürekten duyulan acı, iç acısı, kalp acısı.

Yürekli
  • Tehlikeyi korkusuzca karşılayan, hiçbir şeyden korkusu olmayan, gözü pek, babayiğit, koçak, cesaretli, cesur, cüretli, cüretkâr.
  • Kostak, çalımlı, iyi giyinmiş, güzel, yakışıklı.
  • Kendini beğenen, onurlu.
  • Yiğit, kabadayı.

Yurt
  • Bir halkın üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu toprak parçası, vatan.
  • Memleket.
  • Bakıma ve barınmaya muhtaç bir grup insanın oturduğu, yetiştirildiği veya bakıldığı kurum.
  • Göçebe Türklerin oturduğu çadır.
  • Öğrencilerin kaldığı, barındığı yer.
  • Diyar.
  • Bir şeyin ilk veya çok yetiştirildiği yer, vatan.
  • Yörüklerin yazın veya kışın oturdukları yer.
  • Sahip olunan arazi, emlak.

Yurt özlemi
  • Yurttan ayrı kalındığında duyulan özlem, sıla özlemi, daüssıla.

Yurttaşlık
  • Yurttaş olma, bir yurtta doğup büyüme veya yaşamış olma durumu, vatandaşlık.

Yuva
  • Kuşların ve başka hayvanların barınmak, yumurtlamak, kuluçkaya yatmak, yavrularını büyütmek veya yavrulamak için türlü şeylerden yaptıkları ve türlü biçimlerde hazırladıkları barınak.
  • Genellikle ailenin oturduğu ev.
  • İki buçukla dört yaş arası çocukların bakıldığı, okul öncesi eğitim kurumu.
  • Kimsesizlere veya yoksullara yardım etmek ve onları barındırmak amacıyla açılan yer.
  • Bir şeyin içinde yerleşmiş olduğu veya yerleştirildiği oyuk.
  • Bazı kötü nitelikli kimselerin çok bulunduğu, toplandığı yer.
  • Bir şeyin öğretildiği yer.
  • Bir şeyin çok bulunduğu yer.
  • (Mimarlık) (Lat. alveolus: küçük göz) Mimarlıkta, içine bir taşın ya da bir yazıtın yerleştirildiği oyuk.
  • Anne ve babaların çalışmakta olduğu saatlerde, çocukların bakım ve eğitimini sağlayan özel ya da kamusal kurum.
  • Elektrik akımını almak için fişin sokulduğu yuva; fiş yuvası.
  • Aynı unsurlardan oluşan küme, özellikle hücrelerin kendilerine yabancı bir dokuda birikmesiyle oluşan kümelenme. Kimi neoplastik ve hamartomatöz dermatozislerde, en çok epidermis ve/veya dermis içindeki hücrelerin sınırlı gruplaşmasında görülür.
  • Kuşların, yumurtlamak ve yavruların büyütmek üzere hazırladıkları yatak, kuş yuvası veya barınağı.


Submit a name