04 Nis

Güzel kelime önerileri

Sözlükte, Güzel Kelimeler arasında yer almasını istediğiniz bir kelime varsa, Kelime öner/ekle formu‘nu kullanarak anlamı ile birlikte ekleyebilirsiniz. Önerilen kelime en kısa sürede öneren kişinin adı ile birlikte sözlüğe eklenecektir.

All | Latest | A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z | Submit a name
There are 28 names in this directory beginning with the letter V.
Vaad
  • Bir işi yerine getirmek için verilen söz.

Vade
  • Bir işin yapılması veya bir borcun ödenmesi için tanınan süre, mühlet, mehil.
  • Zaman.
  • Bir borcun ödenmesi veya bir işin yapılması için borcu veren veya işin yapılmasını isteyen kişi tarafından tanınan süre.

Vahdet
  • Bir olma, tek olma.
  • Yalnızlık, teklik, birlik.
  • Allah'a yakınlık, Allah'a ulaşma.

Vahiy
  • Bir buyruk veya düşüncenin Tanrı tarafından peygamberlere bildirilmesi.

Vakar
  • Ağırbaşlılık.

Vakfetmek
  • Mal ve mülkünü satılmamak şartıyla bir hayır kurumuna veya işine bağışlamak.
  • Adamak, bir şeyin bütününü bir işe vermek.

Vâkıf
  • Bilen, farkında olan.
  • Bir şeyi vakıf durumuna getiren.
  • Bir şeyi elde eden, bir işten haberli olan.

Vakur
  • Ağırbaşlı, temkinli, onurlu.

Valide
  • Anne.

Varlık
  • Var olma durumu, mevcudiyet.
  • Var olan her şey.
  • Para, mal, mülk, zenginlik, variyet.
  • Önemli, yararlı, değerli şey.
  • Yaşam, ömür, hayat.
  • Canlı varlıkların sayısal yoğunluğu veya dağılımı, popülasyon.
  • Kalıcı olan, gelip geçici olmayan şey.
  • Felsefenin temel kavramlarından biri; ilkin Parmenides kullanmış. 1. Var olan şey; var olduğu söylenen şey; var olanın varoluşu. (Var olan şeylerle varlık arasındaki ayrım, doğru ile doğruluk arasındaki ayrım gibidir; doğru olan birçok şeyler vardır, ama doğruluk bu birçok doğrularda bir ve aynıdır.) Aristoteles'te "varolanların varlığı", var olanların çokluğu içinde ortak olan, özdeş olan. 2. Oluş ve yok oluşun karşıtı olarak: Kalıcı olan, gelip geçici olmayan. 3. Bütün var olanları içine alan en genel kavram. 4. Görüntünün karşıtı olarak gerçekten var olan. // Varlık, gerçek (real) varlık, düşüncel (ideal) varlık olarak ayrılır.

Varoluş
  • Yaşama, var olma, bir şeyin ne olduğu, nasıl olduğu değil, var olduğu olgusu, mevcudiyet.
  • Var olan, gerçeğe dayalı olarak var olan, gerçek varlık; özün karşıtı, bir şeyin ne olduğu, nasıl olduğu değil, var olduğu olgusu. Şöyle ya da böyle biçim almış her türlü özelliklerin dışında burada olma, nitelikçe belirlenmemiş salt var olma olgusu.
  • (Skolastik felsefede) Her var olanın, her gerçek olanın (Tanrı'dan kum tanesine değin) gerçekliği.
  • (Dar anlamda) Uzay ve zamanca, burada ve şimdi, var olan. (Düşüncel nesnelere ve Tanrı'ya uygulanmaz.)
  • (Varoluş felsefesinde) Günümüz varoluş felsefesinin kurucusu Kierkegaard'a bağlı olarak: Bütün varolanlardan, bütün doğal ya da düşüncel olarak verilmiş varlık düzenlerinden ve varlık bağlarından ayrılarak tek başına kalmayı, Tanrı'ya da hiçlik önünde yapayalnız olmayı göze alan insanın varoluşu; bunun yanında hiç bir zaman bir nesne gibi verilmemiş olan, hiç bir zaman olmuş bitmiş bir varlık olarak hazır bulunmayan, tam tersine yalnız özgürce bir kendi kendini gerçekleştirme yoluyla gerçek ve yaşanabilir olan, insan varoluşunun kendi kendisi olma ya da olmama olanağı; kişinin kendi kendisi olarak (kendisi ya da Tanrı önünde) saltık bir sorumluluğun ciddiyetiyle eylemesine ve düşünmesine yol açan kaynak.

Vatan
  • Yurt.
  • Sıla, memleket.

Vatandaş
  • Yurttaş.

Vatansever
  • Yurtsever.

Vazıh
  • Açık, aydın, belli.

Vecd
  • Sevgi veya heyecandan doğan coşkunluk, kendinden geçme, esrime.

Veda
  • Ayrılırken birbirine selam ve esenlik dileme.
  • Sevilen birinden veya yerden ayrılma.
  • (Sanskritçe: bilme): Eski Hint kültürünün kutsal yazıları; dinsel metinler ve bunlarla ilgili açıklamalar.

Vefa
  • Sevgiyi sürdürme, sevgi, dostluk bağlılığı.
  • Sözünde durma, dostluğu sürdürme.
  • Abu el Vefa, Horasanlı matematikçi ve astronom. Geometrik kurgulara ilişkin özgün yapıtları vardır. Ayrıca Diophant'in yapıtlarını da çevirmiştir.

Vefakâr
  • Vefası olan, sevgisi geçici olmayan, hakikatli, vefalı.

Vekâlet
  • Vekillik.
  • Bakanlık.
  • Emredici vekalet: Vekâlet verilen vekillerin, temsil ettikleri kişilerin kendilerinden yapmalarını emrettikleri işleri yapmaları, bunun dışında iş yapamamaları durumu.

Velinimet
  • Birine, etkisi yaşadıkça sürecek bir iyilik ve bağışta bulunan kimse.

Vicdan
  • Kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç.
  • İç ses.

Vicdan azabı
  • İstenilmeden veya bilinçsizce yapılan kötü bir işten dolayı duyulan acı, üzüntü

Vicdanlı
  • Vicdanı olan.

Vukuf
  • Anlama, bilme, bilgi.
  • Biliş.

Vukuflu
  • Bilgisi olan.

Vuslat
  • Sevgiliye kavuşma.
  • Ulaşma, yetişme, kavuşma.

Vuzuh
  • Açık olma durumu, açıklık, aydınlık.


Submit a name