04 Nis

Güzel kelime önerileri

Sözlükte, Güzel Kelimeler arasında yer almasını istediğiniz bir kelime varsa, Kelime öner/ekle formu‘nu kullanarak anlamı ile birlikte ekleyebilirsiniz. Önerilen kelime en kısa sürede öneren kişinin adı ile birlikte sözlüğe eklenecektir.

All | Latest | A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z | Submit a name
There are 79 names in this directory beginning with the letter T.
Taaşşuk
  • Karşılıklı âşık olma.

Tabii hukuk
  • Doğal hukuk.
  • İnsanın doğuştan sahip olduğuna inanılan haklarını ele alan hukuk.

Tahammül
  • Nesnenin, güçlü, zorlayıcı dış etkenlere karşı koyabilmesi, dayanması.
  • İnsanın kötü, güç durumlara karşı koyabilme gücü, kaldırma, katlanma.

Tahassür
  • Özlem.
  • Kavuşmak istenen şey veya kimse için üzülme, yanıp yakılma.

Tahayyül
  • Hayalde canlandırma.

Tâkat
  • Bir şeyi yapabilme, başarabilme gücü, güç, hâl, derman, kuvvet.

Takdir
  • Beğenme, beğenip belirtme, değer verme.
  • Bir şeyin değerini, önemini, gerekliliğini anlama.
  • Takdirname.
  • Değer biçme.
  • Kitle iletişim araçlarında izlenme oranı.
  • Yazgı.

Takva
  • Allah'tan korkma.
  • Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getirme, züht.

Talebe
  • Talep eden.
  • Öğrenci.

Talim
  • Öğretim.
  • Alıştırma.
  • Uygulamalı olarak yapılan askerlik eğitimi.

Taltif
  • İyilik ederek gönül alma.
  • Birini nişan, madalya, aylık artırma vb. şeylerle ödüllendirme.

Tan yeri
  • Şafağın söktüğü yer.
  • Güneş doğmak üzereyken ufukta hafifçe aydınlanan yer.

Tanıdık
  • Tanışılıp konuşulan (kimse), bildik, tanış.
  • Daha önceden bilinen, görülen, aşina.

Tarih
  • Bir olayın gününü, ayını ve yılını bildiren söz veya gün.
  • Toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyetleri, kendi iç sorunlarını inceleyen bilim.
  • Bir konuyu geçmişi ve gelişimi içinde inceleyen anlatı
  • Tarih kitabı
  • Tarih dersi
  • Ulusların geçmişte oluşturdukları kültür ürünlerini, yaptıkları savaşları, kurdukları siyasal ve ekonomik ilişkileri yöntemli bir biçimde inceleyen, geçmişe değgin olayları yer ve zaman göstererek gerçeğe uygun biçimde açıklayan bilim dalı. 2. Öğrencilere tarih bilincini kazandırmak, gerek kendi uluslarının gerek öteki ulusların tarih boyunca gösterdikleri ilerlemeler üzerinde bilgi edinmelerini sağlamak amacıyla ilk ve orta dereceli okullarda okutulan ders.
  • (Yun. historia < historein = bilmeye çalışmak, bilmek, anlatmak): Olup biten şeyler olarak tarih: 1. (En geniş anlamında) Zaman içindeki değişmelerin tümü. (Bu anlamda yeryüzü tarihinden de sözedilir.) 2. İnsanın dünyasında olup bitenler, insanlığa ilişkin olay süreçleri. 3. Sonluluğu ve zamanlılığı; planlayarak, yaratarak, eyleyerek ve inanarak geleceğe yönelmişliği, aynı zamanda geçmişe olan bağıntısı içindeki insan varoluşunun kendine özgü bir boyutu. 4. (Dar anlamda): Geçmiş olan. a. Yitirilmiş olan, artık bulunmayan, b. Yinelenmeyen, bir kezlik olan. c. Olmakta olan, zamanın gidişi içinde ortaya çıkan durumlar, d. Geçmişte olmuş olan, ama aynı zamanda şimdi de bulunan. II. Bilgi ve bilim olarak tarih: Geçmişin incelenmesi. 1. Aktarılan gelenekler yoluyla yapılan araştırma. 2-Olayların anlatılması ya da belgelenmesi ile yapılan araştırma. 3. Tarih bilimi olarak: a. Eleştirerek (eleştirel yöntemle) araştıran; b. Betimleyen ve yorumlayan incelemeler.
  • Bir olayın, bir gözlemin zamanını, gün, ay, yıl olarak belirten ifade.
  • Nesrin hikâyeleme türlerinden biri olup her türlü kaynaklardan faydalanarak, zaman içinde geçen olayları sebep ve sonuç bakımından birbirine bağlar.
  • Divan ozanlarının önem verdikleri geleneklerden biri de tarih düşürmektir. Doğum, ölüm, büyük yapı, önemli olaylar tarih düşürmek için bir fırsattı. Şöyle düşürülürdü: Arap abecesi Ebced denilen özel bir sıralanışa göre dizilmiş, her birine birden ona, on1dan yüze, yüzden bine kadar bir sayı değeri verilmiştir. Sözcük ya da dize, harflerle öyle örülür ki, sayı toplamaları istenen tarihi gösterir. Örnekler: Timur, 803 hicret yılında Sivas'ı zaptediyor, yıkıp yakıyor. Bu olaya "harap (...)" tarihi düşürülmüştür. Türleri: a- tarih-i sade / Senin sinnin Süruri geldi kırka=1205 b- tarih-i mucem: Yalnız noktalı harfler hesap olunarak çıkan tarih. Buna"tarih-i mücevher" de denirdi. c- Yalnız noktasız harfleri hesap olunana da tarih-i mühmel ya da "sade" denirdi. 2. XIX. yüzyıla değin tarih bir yazın türü idi. Anlatımda güzelliği amaç edinilir, araya koşuklar, fıkralar sıkıştırılarak konu tatlandırıldı. Daha önceleri tarihsel konuları: 1. Şehnameciler. 2. Vakanüvisler 3. Özel tarihçiler işlerlerdi.

Tasavvuf
  • Tanrı'nın niteliğini ve evrenin oluşumunu varlık birliği anlayışıyla açıklayan dinî ve felsefi akım.
  • Kur'an'da önerilen ve peygamberin hayatında uygulamaları görülen hayat tarzını yaşama gayreti, İslam gizemciliği.

Tasavvur
  • Göz önüne getirme, hayal etme, zihinde canlandırma.
  • Tasarım.
  • Düşünce, amaç, niyet, maksat, plan.

Tasvir
  • Betimleme.
  • Betim.
  • Resim.
  • Karagöz oyunu figürüne verilen ad.
  • Yazıyla anlatma, betimleme.

Tatlı dilli
  • Güzel, gönül alıcı konuşan, tatlı sözlü.

Tatlı söz
  • Tatlı dil.
  • Söylemdeki tat.
  • Osmanlıca: kelâm-ı latif.
  • İnce, yumuşak sözcüklerle örülmüş olan ve anlamı gönül okşayan söz.

Tatlı sözlü
  • Tatlı dilli.

Tavsiye
  • Öğütleme, yol gösterme.
  • Bir şeyin, bir kimsenin iyi, işe yarar olduğunu ilgili kişiye söyleme, referans.

Tavzih
  • Açıklama, aydınlatma.

Taze
  • Bozulmamış, bayatlamamış olan.
  • Dinç, yıpranmamış, yorulmamış.
  • Kuru olmayan, körpe.
  • Yeni, zamanı geçmemiş.
  • Genç.

Tazeleniş
  • Yenilenme.
  • Ruh ve bedenin canlanması.

Tazim
  • Saygı gösterme, ululama.

Teamül
  • Bir yerde öteden beri olagelen davranış.
  • İş, davranış.
  • Tepkime.
  • Yapılageliş.

Tebarüz
  • Belirme, görünme.

Tebdilimekân
  • Yer değiştirme.

Tebellür
  • Billurlaşma.
  • Belirme.

Tebessüm
  • Gülümseme.

Tebliğ
  • Bildirme.
  • Haber verme.
  • Bildiri.
  • Divan edebiyatında, mübalâğa biçimindeki söz sanatının i

Tebrik
  • Kutlama.
  • Tebrik kartı.
  • Bereket.

Teceddüt
  • Yenilik.

Tecelli
  • Belirme, görünme, ortaya çıkma, zuhur etme, meydana çıkma.
  • Tanrı'nın insanlarda ve doğada görünmesi.
  • Alın yazısı, kader.

Tecessüm
  • Boyut kazanma, cisimlenme.
  • Görünmeye başlama, belirme.
  • Göz önüne gelme, canlanma.

Tecessüs
  • Belli etmeden kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma.
  • Merakını gidermeye çalışma, görme, anlama merakı.

Tecrübe
  • Deneyim.
  • Deney.
  • Görgü.

Tecrübeli
  • Tecrübesi olan, görmüş geçirmiş.

Tedarikli
  • Hazırlıklı.
  • Her şeyi önceden sağlamış olarak, hazırlıklı bir biçimde.

Tedavi
  • İlaç vb. ile hastalığı iyi etme, iyileştirme, sağaltım, sağaltma, terapi.
  • Aksayan bir şeyi düzeltme, iyileştirme.

Tedbir
  • Önlem.
  • Hazırlık.

Teenni
  • İlerisini düşünerek acelesiz iş görme, ağır davranma.

Teessür
  • Üzüntü.
  • Duygulanım.

Tefekkür
  • Düşünme, düşünüş.

Tek vücut
  • Hep birlikte.

Tek yürek
  • Hep birlikte.

Tekâmül
  • Olgunluk, olgunlaşma.
  • Gelişim, gelişme.

Teklif
  • Yapması için birinden bir iş isteme.
  • İncelenmek veya kabul edilmek için bir şey sunma, önerme, öneri.

Temel haklar
  • Kişiye bağlı dokunulmaz, devredilmez hak ve özgürlükler.

Temiz
  • Arı, pak, münezzeh, hijyen, hijyenik
  • Ahlakça lekesiz, necip, nezih.
  • Özenle yapılmış, güzel.
  • Çok az kullanılmış veya hiç kullanılmamış olan, özrü olmayan.
  • Kirli, lekeli, pis, bulaşık olmayan bir şekilde.

Temiz kalpli
  • Olaylara iyimser ve olumlu yönden bakan.
  • İçinde iyi duygular taşıyan.

Temkinli
  • Davranışlarında ölçülü olan.

Terbiye
  • Eğitim.
  • Görgü.
  • Bazı yemeklerin suyunu türlü yollarla koyulaştırma.
  • Hayvanı alıştırma.
  • Dizgin.

Terbiyeli
  • Topluluk kurallarına uygun olarak davranan, müeddep.

Tercih
  • Yeğleme.
  • Farklı seçenekler arasında yapılan sıralama veya yeğleme.

Tertipli
  • Düzenli, derli toplu, yerli yerinde.
  • Dağınıklıktan hoşlanmayan, düzenli (kimse).
  • Düzenli, derli toplu bir biçimde.
  • Önceden düzenlenmiş, hazırlanmış.

Teşekkür
  • Yapılan bir iyiliğe karşı duyulan kıvanç ve gönül borcunu anlatma.
  • Teşekkürname.

Teselli
  • Avunma, avuntu, avunç.
  • Piyangoda büyük ikramiyeyi kaybeden en yakın numaralara yapılan ödeme.

Tesirli
  • Etkili.

Teskin
  • Acı, öfke, heyecan vb. duyguları yatıştırma, dindirmeye çalışma.

Tespih
  • “Süphanallah” sözünü söyleme.
  • Belirli dinî sözleri tekrarlamak veya elde oyalanmak için kullanılan, türlü maddelerden boncuk biçiminde yapılmış, genellikle otuz üç veya doksan dokuz taneden oluşmuş dizi.

Tevazu
  • Alçak gönüllülük.

Teveccüh
  • Bir yana doğru yönelme, yüzünü çevirme.
  • Güler yüz gösterme, yakınlık duyma, hoşlanma, sevme.

Tez canlı
  • Aceleci.

Tezahür
  • Belirme, görünme, gözükme, ortaya çıkma, oluşma.
  • Belirti.

Tezekkür
  • Bir sorunu konuşma.
  • Hatırlama, hatıra getirme.

Tezhip
  • Yazma kitaplarda, sayfaların yaldız ve boya ile bezenmesi, yaldızlama.
  • Süsleme, bezeme.

Titiz

Titiz: Açıklaması, sözlük anlamı nedir?

  • Çok dikkat ve özenle davranan veya böyle davranılmasını isteyen (kimse), memnun edilmesi güç, müşkülpesent.
  • Temizliğe aşırı düşkün olan (kimse).
  • Çok dikkat ve özenle davranan veya böyle davranılmasını isteyen memnun edilmesi güç kimse.
  • Huysuz, öfkeli kimse.

Tıynet
  • Yaradılış, huy, maya.

Tohum
  • Bitkilerde döllenme sonunda yumurtacıktan oluşan ve yeni bir bitki oluşmasını sağlayan tane.
  • Soy sop, döl, nesil, sülale.
  • Ortaya bir sonuç çıkaran, bir sonucun oluşmasına sebep olan şey.
  • Çekirdek.

Tomurcuk
  • Bir bitkinin üzerinde bulunan ve ileride sap, çiçek veya yaprak verecek olan filiz.
  • Bitkilerde büyümeyi sağlayan, çiçek ve yaprak gibi organları veren uç noktalar.
  • Çiçek açacak gonca.

Toplumsal bilinç
  • Toplum yaşamındaki görüşleri, kavramları, düşünceleri, siyasa, sanat, töre vb. kurumları oluşturan bilinç biçimlerinin tümü.
  • Sosyal hayata dair üyelerin ortak bilinci.

Toprak
  • Yer kabuğunun, toz durumuna gelmiş türlü kütle kırıntılarıyla, çürümüş organik cisimlerden oluşan ve canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü.
  • Yer kabuğunun bu bölümünden yapılmış.
  • Arazi, tarla.
  • Kara.
  • Ülke.
  • Kimyasal, fiziksel ve biyolojik faktörler etkisiyle oluşmuş, organik ve mineral maddelerin değişim ve karışımından meydana gelmiş olan litosferin gevşek kısmı.
  • Başka yerlerden taşınıp biriktirilen ya da yerli kayaların fiziksel, kimyasal ve dirimsel yollarla dağılıp çözülmeleriyle oluşan, türleri, kalınlığı, sürekliliği ve tarım bakımından değerleriyle ayrımlı yüzeysel örtü.
  • Kayaçların ufalanıp ayrışmasından oluşan ve içine organik kalıntılar karışmış olan yeryüzünün en üst katmanı.

Tövbe
  • İşlediği bir günah veya suçtan pişman olarak bir daha yapmamaya karar verme.

Tövbekâr
  • Günah sayılacak bir işten vazgeçmiş olan, bir daha yapmamaya karar vermiş olan (kimse).
  • Tövbeli.

Tutarlı
  • Aralarında çelişki bulunmayan, her bakımdan uyumlu, insicamlı.
  • Mantık kurallarına uygun olan usavurma.

Tutku
  • İrade ve yargıları aşan güçlü bir coşku, ihtiras.
  • Güçlü istek ve eğilimin yöneldiği amaç.
  • Aşırı düşkünlük.
  • Bir insanın isteme, duyma ve düşünmesine egemen olan güçlü eğilim. 2. Uzun süreli, kalıcı ve güçlü duygulanım. // Tutkular erek ve doğrultularına göre olumlu ve olumsuz, yapıcı, yaratıcı ve yıkıcı olabilirler . Olumlu tutku başarıya, olumsuz tutku kötülüğe götürür. Hegel tutku olmadan hiç bir büyük işin başarılamayacağını söyler.

Tutunmak
  • Tutup bırakmamak, dayanmak, sarılmak veya asılmak.
  • Aynı yerde ve durumda kalmak, direnmek, dayanmak.
  • Kendini kabul ettirmek, kendine bir yer sağlamak.
  • Kendi üzerine koymak, kullanmak.

Tüvana
  • Kuvvetli, dinç, canlı.


Submit a name