04 Nis

Güzel kelime önerileri

Sözlükte, Güzel Kelimeler arasında yer almasını istediğiniz bir kelime varsa, Kelime öner/ekle formu‘nu kullanarak anlamı ile birlikte ekleyebilirsiniz. Önerilen kelime en kısa sürede öneren kişinin adı ile birlikte sözlüğe eklenecektir.

All | Latest | A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z | Submit a name
There are 104 names in this directory beginning with the letter S.
Saadet
  • Mutluluk, bahtiyarlık.

Sabah
  • Sabah ezanı.
  • Sabah namazı.
  • Sabahleyin.
  • Güneşin doğduğu andan öğleye kadar geçen zaman.
  • Gün ağarmasından sonraki ilk vakitler.
  • Gündüzün ilk saatleri, günün başlangıcı.

Sabah vakti
  • Sabahleyin.

Sabah yeli
  • Sabahleyin gün doğusundan esen hafif ve yumuşak yel, esin, saba, saba rüzgârı.

Sabah yıldızı
  • Gün doğmadan önce doğu yönünde görülen parlak yıldız. Venüs'ün başka adı. Diğer isimleri Akşam Yıldızı, Zühre, Çolpan, Tan Yıldızı’dır. Bir diğer adı da Çoban Yıldızı'dır.

Sabır
  • Acı, yoksulluk, haksızlık vb. üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan onların geçmesini bekleme erdemi.
  • Olacak veya gelecek bir şeyi telaş göstermeden bekleme.
  • Katlanma, dayanma,ses çıkarmadan bekleme, tahammül etme.

Sabır taşı
  • Çok sabırlı kimse.

Sabırlı
  • Sabır gösteren, katlanan, sabreden.

Sabretmek
  • Sabır göstermek, sabırlı davranmak.

Sadaka
  • Yardım amacıyla karşılıksız verilen şey.

Sadakat
  • İçten bağlılık.
  • Sağlam, güçlü dostluk.
  • Doğruluk, vefalılık.

Sade
  • Süsü, gösterişi olmayan, yalın, gösterişsiz.
  • Şeker katılmamış (kahve).
  • Yalnızca, yalnız, ancak, sadece.
  • Yalın, süssüz, anlaşılır olan (üslup, anlatım).

Sadık
  • Doğru, gerçek.
  • Dostluğu ve bağlılığı içten olan, sadakatli.
  • İçten bağlı, doğru, gerçek dost.

Sadıkane
  • Sadıkça.

Saf
  • Katıksız, arı, katışıksız, halis, has, temiz.
  • Kurnazlığa aklı ermeyen, kolaylıkla aldatılabilen, bön, safdil.
  • İyi niyetli, art niyetsiz.
  • Dizi, sıra.

Safderun
  • Kolayca aldatılan, saf.

Safiyane
  • Safça.

Sağ salim
  • Hiçbir zarar görmeden, sağ selamet.

Sağ selamet
  • Sağ salim.

Sağduyu
  • Doğru, akla uygun yargılar verme yeteneği, aklıselim, hissiselim.
  • Doğru ile yanlışı birbirinden ayırma ve doğru yargılama gücü.

Sağgörü
  • Basiret.
  • Bir durumu önlemler almaya elverecek biçimde önceden görme yeteneği.

Sağlam
  • Dayanıklı, kolay bozulmaz, yıkılmaz, stabil.
  • Zarar görmemiş, bozulmamış.
  • Engeli veya hastalığı bulunmayan, sağlıklı, sıhhatli.
  • Güvenilir.
  • Gerçek, inanılır bir temeli olan.
  • Her hâlde, muhakkak.
  • Eksiksiz, bütün olarak.
  • Para yönünden saygınlığı olan, borcunu ödeyebilen.

Sağlık
  • Vücudun hasta olmaması durumu, vücut esenliği, esenlik, sıhhat, afiyet.
  • Sağ, canlı, diri olma durumu.
  • Güvenilir, inanılır olma durumu.

Sağlık yurdu
  • Şehirlerde veya büyük merkezlerde hastalara bakmak için açılan kuruluş, darüşşifa.

Sağlıklı
  • Sağlık durumu iyi olan, sağlam, esen, sıhhatli.
  • Sağlık kurallarına uygun olan, hijyen, hijyenik.
  • Sağlığı koruyan.
  • Sağlam, doğru, güvenilir, gerçek.

Sahaf
  • Genellikle kullanılmış ve eski kitap alıp satan kitapçı.

Sahi
  • Gerçekten, gerçek olarak.

Sahici
  • Sahte olmayan, gerçek.

Sahih
  • Gerçek, doğru, sağın, hakiki.

Sakin
  • Hareket etmeyen, kımıldamayan.
  • Durgun, dingin, kendi hâlinde.
  • Sessiz.
  • Kimseyi rahatsız etmeyen, kızgınlık göstermeyen.
  • Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş.
  • Bir yerde oturan.

Sakınmak
  • Herhangi bir korku veya düşünce ile bir şeyi yapmaktan uzak durmak, içtinap etmek.
  • Olabileceği düşünülen kötülüklere karşı önlemler almak.
  • Korumak, esirgemek, gözetmek.
  • Uzaklaşmak.
  • Saklamak, riayet etmek, muhafaza etmek.

Saklambaç
  • Oyunculardan birinin ebe olması ve saklanan arkadaşlarını bulması temeline dayanan bir çocuk oyunu.

Salah
  • Düzelme, iyileşme, iyilik.
  • Barış.
  • Dine olan bağlılık.

Salih
  • Elverişli, iyi, uygun, yakışır.
  • Yetkisi, hakkı olan.
  • Dinin buyruklarına uygun harekette bulunan.

Salim
  • Esen, sağlam.
  • Sakin, huzurlu.
  • Güven içinde, korkusuz, emin.

Sam yeli
  • Osmanlıca: bâd-ı samûm, çöllerden esen rüzgar.

Samanyolu
  • Açık gecelerde gökyüzünde boydan boya görülen uzun, bol yıldızlı, ışıklı şerit, Gökyolu, Hacılaryolu, Hacıyolu, Kehkeşan, Samanuğrusu.
  • Gökkubbeyi bir büyük daire boyunca saran, milyonlarca yıldız ve gaz bulutundan oluşmuş donuk ışıklı kuşak. Evrende bu kuşak sarmal yapılı mercimek biçiminde bir uzay adaşıdır. Güneş bu ada içinde sarmalın kollarından biri üzerinde bulunur.
  • Güneş dizgesinin de içinde bulunduğu gökada (galaksi).

Samimi
  • İçten (duygu vb.)
  • Candan, açık yüreklikle davranan, gönülden.
  • İçli dışlı, senli benli olarak.

Samimiyet
  • İçtenlik.
  • Senli benli olma durumu, samimilik.

Sanat
  • İnsanda estetik duyguyu heyecana getirecek eserler meydana getirme işi.
  • Bir duygunun, bir tasarının, bir düşüncenin ya da güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü ve bunların sonunda erişilen üstün yaratıcılık.
  • Gerçeği güzel tasarımlarla yansıtan özel bir toplumsal bilinç ve insan eylemi biçimi.
  • Bir şey yapmada gösterilen ustalık.
  • Bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık.
  • Belli bir uygarlığın veya topluluğun anlayış ve zevk ölçülerine uygun olarak yaratılmış anlatım.
  • Bir meslekte uyulması gereken kuralların tümü.
  • Zanaat.
  • Ustalık, hüner, beceri.
  • Yetenek.

Sanatkâr
  • Sanatçı.
  • El ile yaptığı işi kendisine meslek edinen işçi veya usta.
  • Bir işi ustalıkla yapan, usta, mahir.

Sarahat
  • Açıklık, belginlik.

Sarih
  • Açık, kolay anlaşılır, belli, belirgin, belgin.

Sarraf
  • Kuyumcu.
  • Mesleği, değerli kâğıt ve metal paraları birbiriyle değiştirmek, tahvil alışverişi yapmak olan kimse.

Saydam
  • Şeffaf.
  • İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan (cisim), şeffaf, transparan.
  • Üzerindeki resim ve şekilleri beyaz bir zemin üzerine yansıtmak amacıyla tepegöze konan şeffaf, ışığı geçiren kâğıt veya madde, slayt.
  • Sayısal ortamda hazırlanmış, yansıtım aygıtında kullanılmaya özgü pozitif görüntü, slayt, diyapozitif.
  • Asetat.
  • Açık seçik, belirgin.

Saydamlık
  • Saydam olma durumu, şeffaflık.
  • Arka düzeyin görülmesini sağlayan etmen.
  • Herhangi bir idari, sosyal, iktisadi vb. olay, gelişme veya düzenleme hakkında, herkesin tam bilgi sahibi olması.

Saygı
  • Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram.
  • Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu.

Saygıdeğer
  • Kendisine saygı gösterilmeye değer, muhterem.

Saygılı
  • Saygısı olan, saygı gösteren, hürmetli, hürmetkâr.
  • Saygı duyan, saygı gösteren.

Saygın
  • Saygı gören, sayılan, hatırlı, itibarlı, muteber.

Sebat
  • Sözünden veya kararlarından dönmeme, bir işi sonuna değin sürdürme.
  • Yerinde durma, kımıldamama.

Sebatkâr
  • Sebatlı.

Sebil
  • Su dağıtılan yer.
  • Hayır için parasız dağıtılan su.
  • Kutsal günlerde karşılık beklemeden hayır için dağıtılan içme suyu.
  • Genellikle camilere bitişik özel bir biçimde yapılmış, karşılık beklemeden hayır için içme suyu dağıtılan taş yapı, sebilhane.
  • Meyan kökü şerbetini bir hayır için dağıtma.

Seciye
  • Yaradılış, huy, karakter.

Seciyeli
  • Sağlam karakterli, kendisine güvenilir (kimse).

Seçkin
  • Benzerleri arasında niteliklerinin yüksekliğiyle göze çarpan, üstün, mümtaz, güzide, mutena.
  • Bir toplumda saygın ve etkin mevkilerde bulunan ve toplumun eğitim, ekonomi, siyaset, askeriye, din, sanat vb. alanlarıyla ilgili etkinliklerin denetimini elinde tutan (kişi veya grup), elit.

Seher
  • Sabahın güneş doğmadan önceki zamanı, seher vakti.
  • Tan ağartısı.

Seher vakti
  • Seher.

Seher yeli
  • Seher vakti esen yel.

Selam
  • Bir kimseyle karşılaşıldığında, birinin yanına gidildiğinde veya yanından uzaklaşıldığında kendisine söz ve işaretle bir nezaket gösterisi yapma, esenleme, merhaba.
  • Barış, rahatlık.
  • Sonu iyi ve hayırlı çıkma.
  • Vuruşma ya da yarışmadan önce, iki kılıçoyuncusunun birbirini, sonra yargıcı ve seyircileri savutlarıyle özel biçimde esenlemeleri.

Selam sabah
  • Selamlaşıp hatır sorma.

Semah
  • Alevi ve Bektaşi topluluklarında yaygın olan ve müzik eşliğinde uygulanan tören nitelikli oyun.

Semavi
  • Gökle ilgili, göğe ilişkin.
  • Tanrı'dan gelen, ilahî.

Semih
  • Cömert, eli açık.

Sempati
  • Sıcakkanlılık.

Serazat
  • Serbest, özgür.
  • Dertsiz, tasasız.

Sevap
  • Hayırlı bir davranış karşısında Tanrı tarafından verileceğine inanılan ödül.
  • Tanrı tarafından ödüllendirileceğine inanılan davranış.
  • Doğru.

Sevda
  • Güçlü sevgi, aşk.
  • İstek, heves, arzu.
  • Aşırı ve güçlü tutku.
  • Sevgili, sevda çekilen kimse.
  • Aşırı sevgiden doğan bir tür hastalık.

Sevecen
  • Acıyarak ve koruyarak seven, şefkatli, müşfik.

Sevgi
  • İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu.
  • (Genel olarak) Hoşa giden bir şeye eğilim; tutkuya dek varabilen bir ruh durumu. Türlü biçimleri: a. Karşı cinse karşı duyulan sevgi. b. Çocuğa karşı duyulan sevgi. c. Bir nedene dayandırılamayan duygudaşlık (sympathie), d. Uzun süre içinde oluşup gelişen kişisel gönül dostluğu, e. Doğaya vb. lerine duyulan sevgi.
  • (Felsefede) Eski Yunan felsefesinde sevgi evrende birleştirici ilkedir (Empedokies), Platon'da güzele duyulan sevgi (Eros) ideaların bilgisine götüren yoldur. Hıristiyanlıkta: yardım elini uzatma anlamındaki sevgi (Caritas) ve hastalara, acı çekenlere, yoksullara duyulan sevgi (agape), yakın sevgisi, giderek hiç bir ayırma yapmaksızın tüm insanlara gösterilen sevgi (insanlık sevgisi) ve Tanrı sevgisi; çağımızda Max Scheler'in felsefesinde sevgi temel kavramlardan biridir; Scheler'in baş sorunu olan kişiliğin asıl özü sevgi olduğu gibi, insanları birbirine bağlayan da sevgidir; kendi içine çekilmiş ayrık yaşayan kişi değil, dünyaya ve insanlara sevgi ile yönelen kişi, yine böyle kendisi gibi sevebilen kişilerle kendini bir-duyan kişi değer taşır.

Sevgi seli
  • Sevginin yoğun olarak sergilenmesi.

Sevimli
  • Hoşa gitme özelliği olan, hoşa giden, cana yakın, şirin, sempatik.

Sevinç
  • Hoşnutluk duygusu.
  • İstenen veya hoşa giden bir şeyin olmasıyla duyulan coşku.
  • Hoşnut edici yaşantıların ortaya çıkardığı ve türlü dış belirtileri olan doyurucu bir coşku.

Seviyeli
  • Düzeyli.
  • Değeri yüksek olan.
  • Verimli bir biçimde.

Seyyah
  • Gezgin, turist.

Sezgi
  • Sezme yeteneği, feraset.
  • Gerçeğin deneye veya akla vurmadan doğrudan doğruya kavranması.
  • Bir bilgi sağlama sürecinde örtük anlatımları ve açıkça dile getirilmeyen konuları kavrama ya da görünüşlerin derinliğine inme yolu, yetisi.

Siftah
  • İlk alışveriş.
  • İlk kez.

Silüet
  • Karaltı.
  • Gölge.

Sitayiş
  • Övme.

Sitem
  • Bir kimseye, yaptığı bir hareketin veya söylediği sözün üzüntü, alınganlık, kırgınlık vb. duygular uyandırdığını öfkelenmeden belirtme.

Sivil
  • Medeni.
  • Topluma ait.
  • Askerî olmayan.
  • Asker sınıfından olmayan (kimse).
  • Özel bir biçimde olmayan, üniforma olmayan (giysi).
  • Üniforma veya özel giysi giymemiş olan (kimse).

Sivil toplum
  • Devletin denetimi altında olmayan, kararlarını bağımsız olarak vererek toplumsal etkinliklerde bulunan bireyler topluluğu.

Sıcakkanlı
  • Sevimli, cana yakın, sempatik.
  • Vücut sıcaklığı ortam sıcaklığına göre değişmeyen ve az çok sabit kalan hayvanlar, homotermal.

Sıhhat
  • Sağlık, esenlik.
  • Doğruluk.

Sıhhatli
  • Sağlıklı.

Sıla
  • Bir süre ayrı kaldığı bir yere veya yakınlarına kavuşma.
  • Gurbetteki bir kimse için doğup büyüdüğü ve özlediği yer.

Sıla özlemi
  • Yurt özlemi.

Sılayırahim
  • Anne, baba ve akrabayı ziyaret etme.

Sır
  • Bazı nesnelere parlaklık verme, dış etkilerden koruma, sızmalarını önleme vb. amaçlarla sürülen, saydam veya donuk vernik.
  • Aynaların arkasına ve kaplama metal eşyanın yüzüne sürülen ince tabaka.
  • Varlığı veya bazı yönleri açığa vurulmak istenmeyen, gizli kalan, gizli tutulan şey.
  • Aklın erişemediği, açıklanamayan veya çözülemeyen şey, giz, gizem.
  • Bir işin, bir şeyin dikkat, yetenek, deneyim ve sezgi yardımıyla kavranabilen en zor, en ince yanı.
  • Bir amaca ulaşmak için kullanılan, başvurulan özel ve gizli yöntem.

Sırat
  • Sırat köprüsü.
  • Yol.
  • Cehennemin üzerinde kurulmuş olduğuna inanılan dar ve geçilmesi güç köprü.

Sırdaş
  • Birinin sırrını bilecek kadar ona yakın olan kimse, mahrem.
  • Tiyatro oyununda baş kişilerin sırlarını söyledikleri, bu yoldan içlerini döktükleri ast kişi.

Sohbet
  • Dostça, arkadaşça konuşarak hoş bir vakit geçirme, söyleşi, yârenlik, hasbihâl.
  • Söyleşi.

Sonbahar
  • Kuzey yarım kürede eylül, ekim ve kasım aylarını içine alan süre, güz, hazan.
  • Yaşlılık dönemi.
  • Güz ekinoksu.
  • Kıştan önceki mevsim, güz.

Sorumluluk
  • Kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi, sorum, mesuliyet.
  • Uyulması gereken bir yargıya, bir kural ya da yetkili üstün verdiği buyruğa uyulmaması üzerine suçlu düşme durumu.

Sosyal hayat
  • İnsanın toplum içindeki yaşama biçimi, toplumsal yaşam.

Söyleşi
  • Arkadaşça, dostça karşılıklı konuşma, hasbihâl, sohbet.
  • Belli bir konuda alanla ilgili kişilerin katıldığı bilgilendirme toplantısı.
  • Bir bilim veya sanat konusunu, konuşmayı andıran biçimde inceleyerek anlatan edebiyat türü, sohbet.
  • Bir sunucunun yönetiminde ya da sunucusuz olarak, belirli bir konu üzerinde, birbirine karşıt olmayan, tartışmasız olarak bir söyleşi havası içinde geçen karşılıklı konuşma.
  • Kişiler arasında geçen ve bir kurala bağlı olmayan konuşma.
  • Musahabe, sohbet.

Söz hazinesi
  • Söz varlığı.

Söz sahibi
  • Bir konuda bilgisi veya yetkisi olan (kimse).

Sözünün eri
  • Verdiği sözü ne olursa olsun yerine getiren kimse.
  • Sözüne sadık kimse.

Su
  • Hidrojenle oksijenden oluşan, sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız madde, ab.
  • Bu sıvıdan oluşan kitle, deniz, akarsu.
  • Meyve, sebze vb.nin sıkılmasıyla elde edilen sıvı.
  • Bazı kokulu yaprak veya çiçeklerin imbikten çekilmesiyle elde edilen kokulu sıvı.
  • Yemeğin sıvı bölümü.
  • Kez.
  • Demir araçları ateşte kızdırdıktan sonra, suya daldırılarak sağlanılan sertlik.
  • Halı, perde, örtü vb. eşyaların dört kıyısına konulan çizgiler ya da çiçek biçiminde süsler: Şu halının suyunu ne güzel dokumuşlar.
  • Kumaşlarda kenar çizgisi.
  • Tahta ve odun gibi şeylerde liflerin yolu, doğrultusu.
  • Çocuk oyunlarında çizilen çizgi.
  • Uçantop alanının kıyı çizgisi.
  • Huy, yaradılış.
  • Zaman, vakit.
  • Tazelik, canlılık, gençlik için.
  • Hal, durum.
  • Utanma duygusu, ar.
  • H2O; yer yüzeyinin en büyük bölümünü oluşturan, kimyaca çok kalımlı, renksiz, kokusuz, tatsız sıvı.
  • Formülü HOH, 17 °C’deki dielektrik sabiti 81, atmosfer basıncında 4 °C’deki bağıl yoğunlu 1,00, d.n. 0 °C, 20 °C’deki viskozitesi 0,01002 poise, özgül ısısı 1 cal/g, 100 °C’deki buhar basıncı 760 mmHg, 20 °C’deki yüzey gerilimi 73 din/cm, erime ısısı 80 cal/g, buharlaşma ısısı 540 cal/g, kırma indisi 1,333 olan, damıtma, iyon değiştirme, klorlama ve süzme ile arıtılabilen, süspansiyon yapıcı, çözücü, endüstriyel soğutucu, nükleer reaktörlerde yavaşlatıcı ve fizyolojik bakımdan besleyici olarak, ayrıca güç kaynağı, su buharı üretimi, kağıt kaplama, süzme, yıkama, ovalamada çok kullanılan, renksiz, kokusuz, tatsız ve dünyada en bol bulunan bir sıvı madde.
  • Tarz, yol, hal, durum.

Suhulet
  • Kolaylık.
  • Yumuşaklık, naziklik.
  • Uygun ortam.

Sükûn
  • Sükûnet.
  • Erinç, huzur, rahat.
  • Durgunluk, dinginlik.

Sulh
  • Barış.
  • Uzlamşma.

Sulhperver
  • Barışsever.


Submit a name