04 Nis

Güzel kelime önerileri

Sözlükte, Güzel Kelimeler arasında yer almasını istediğiniz bir kelime varsa, Kelime öner/ekle formu‘nu kullanarak anlamı ile birlikte ekleyebilirsiniz. Önerilen kelime en kısa sürede öneren kişinin adı ile birlikte sözlüğe eklenecektir.

All | Latest | A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z | Submit a name
There are 134 names in this directory beginning with the letter M.
Maarif
  • Bilgi ve kültür.
  • Öğretim ve eğitim sistemi.

Maestro
  • Besteci.
  • Orkestra şefi.

Mağfiret
  • Bağışlama.
  • Allah'ın, kullarının günahlarını bağışlaması.

Mahalle
  • Bir şehrin bir kasabanın, büyükçe bir köyün bölündüğü parçalardan her biri.
  • Bu parçalarda oturan insanların tamamı.
  • Bir kentin, bir kasabanın, büyükçe bir köyün, yönetim bakımından bölündüğü, yapı bölgeciklerinden ve insan topluluklarından oluşan en küçük parçalardan her biri.

Mahalle arkadaşı
  • Aynı mahallede oturan komşu veya dost.

Maharet
  • İş görmede beceri, ustalık.

Maharetli
  • Eli işe yatkın, becerikli, usta.

Mahcubane
  • Mahcupça.

Mahcubiyet
  • Utangaçlık.

Mahcup
  • Utangaç.

Mahremiyet
  • Gizlilik.

Mahşer
  • Kıyamet günü dirilenlerin toplanacaklarına inanılan yer.
  • Büyük kalabalık.
  • Kargaşa.

Mahsul
  • Ürün.
  • Verim.
  • Ortaya çıkan, elde edilen şey.

Mahzun
  • Üzgün.

Makbul
  • Kabul edilen.
  • Beğenilen, hoş karşılanan.
  • Geçer, geçerli.

Makul
  • Akla uygun, akıllıca.
  • Akıllıca iş gören, mantıklı.
  • Belirli.
  • Aşırı olmayan, uygun, elverişli.
  • Akla uygun iş gören, anlayışlı, mantıklı.

Malumat sahibi
  • Bilgili.

Mana
  • Anlam. Ne Hak buyruğun tutarsın ne kul sözün işitirsin / Hiç bilmezsin mana nedir, ne dilde çağırmak gerek -Yunus Emre.
  • Belirli insanlarda, hayvanlarda, bitkilerde ve doğa öğelerinde alışılmışın dışında birtakım belirtiler ve işlevlerle kendini gösteren gizemsel, dinsel ve büyüsel güç.

Manalı
  • Anlamlı.
  • Anlamlı bir biçimde.

Maneviyat
  • Maddi olmayan, manevi şeyler.
  • Yürek gücü, moral.

Marifet
  • Ustalık, hüner, uzmanlık.
  • Uygun olmayan, hoşa gitmeyen, can sıkıcı iş veya davranış.
  • Bilim, bilgi.

Maruf
  • Herkesçe bilinen, tanınan, belli, sanlı, ünlü.
  • Dinî bakımdan uygun görülen, beğenilen, buyrulan.

Masal âlemi
  • Doğaüstü, gerçek dışı ancak masallarda rastlanabilecek yerler.

Maşer
  • İnsan topluluğu, toplum.

Masum
  • Suçsuz, günahsız.
  • Küçük çocuk.
  • Temiz, saf.

Masumane
  • Masumca.

Masumiyet
  • Masumluk.

Masun
  • Korunan, korunmuş.
  • Saklanmış.

Masuniyet
  • Korunmuş olma durumu.
  • Dokunulmazlık.

Matem
  • Yas.

Mavera
  • Öte.
  • Görülen âlemin ötesi.

Mazbut
  • Ele geçirilmiş, zapt edilmiş.
  • Bir yere yazılmış, deftere geçirilmiş.
  • Unutulmamış, hatırda kalmış.
  • Düzenli, düzgün, beğenilen.

Mazi
  • Geçmiş.
  • Geçmiş zaman.

Mazlum
  • Zulüm görmüş, kendisine zulmedilmiş.
  • Haksızlığa uğramış.
  • Sessiz ve uysal, boynu bükük.
  • Sessiz, sakin, yumuşak kimse.

Mazruf
  • Zarf içine konmuş, zarflı.
  • İçerik.

Mecal
  • Güç, kuvvet, derman, takat.

Medarıiftihar
  • Övünülen, onur duyulan, iftihar edilen şey veya kimse.

Medet
  • Yardım, imdat.
  • Yardım edin, imdat? anlamında kullanılan bir seslenme sözü.

Mefahir
  • Övünülecek şeyler, övünceler.

Mefkûre
  • Ülkü, ideal.

Meftun
  • Tutkun, gönül vermiş, vurgun.
  • Hayran olmuş, şaşırmış.

Mehtap
  • Ay ışığı.
  • Dolunay.

Melek
  • Tanrı ile insan arasında aracılık yaptığına ve nurdan olduğuna inanılan manevi varlık, ferişte.
  • Terbiyeli, uysal kimse.
  • İşlenmemiş toprak, kıraç toprak.
  • Halı dokurken ilmekleri sıkıştırmakta kullanılan küçük ip yumağı.

  • Melul mahzun
    • Çok üzgün, sıkıntılı, ağlamaklı bir biçimde

    Memba
    • Kaynak, pınar.
    • Bir şeyin ilk olarak ortaya çıktığı yer.

    Memnuniyet
    • Memnun olma, sevinç duyma, sevinme.

    Meram
    • İstek, niyet.
    • Amaç, gaye, maksat.

    Merhaba
    • Selam.
    • "Geniş ve mamur yere geldiniz, rahat ediniz, günaydın, hoş geldiniz" anlamlarında bir esenleşme veya selamlaşma sözü.

    Merhamet
    • Bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acıma.

    Merhem
    • Deriye sürülerek kullanılan, içinde birçok etkili madde bulunan, yumuşak ve koyu kıvamda, yağlı veya yağsız ilaç.
    • Çare.
    • Vazelin, lanolin, bal mumu, reçine gibi maddelerin taşıyıcı maddelerin etken maddelerle karışımlarıyla hazırlanan ve dışarıdan kullanılan ilaç biçimi, oinment, pomat.

    Mert
    • Yiğit.
    • Sözünün eri, güvenilir (kimse).
    • Özü sözü doğru olan.
    • Çelikçomak oyunundaki çelik.

    Meşakkat
    • Güçlük, Hayat içinde çekilen zorluk.

    Meserret
    • Sevinç, şenlik.

    Meşru
    • Toplumun geneli tarafından kabul edilen, desteklenen.
    • Genel ahlaka ve hukuka uygun.
    • Yasal.

    Meşruiyet
    • Meşruluk.

    Mesut
    • Mutlu, sevinçli, ongun, bahtiyar.

    Meşveret
    • Bir konu hakkında birinin düşüncesini sorma, danışma.
    • İki veya daha fazla kişinin birbiriyle fikir alışverişinde bulunması.
    • Müşavere, danışma.

    Metanet
    • Metin olma, dayanma, dayanıklılık, sağlamlık.

    Methüsena
    • Övme, ululama.

    Mevhibe
    • Allah vergisi, ihsan, bağış.

    Mevize
    • Vaaz.
    • Öğüt.
    • Özenle hazırlanmış ve çoğu yazıya geçmiş vaaz.

    Mevlâ
    • Allah.
    • Efendi, sahip, malik.

    Mevsim
    • Yılın, güneşten ısı, ışık alma süresi ve dolayısıyla iklim şartları bakımından farklılık gösteren dört bölümünden her biri, sezon.
    • Bazı atmosfer olaylarının en çok belirdikleri zaman.
    • Herhangi bir ekimin yapıldığı veya bir ürünün yetiştiği dönem.
    • Herhangi bir şeyin etkinlik dönemi, sezon.
    • Zaman, dönem, çağ.
    • Yaşamın bir bölümü.
    • Güneş'in yıllık devinmesinde eşlek ile dönenceler (yaz ve kış dönenceleri) arasında geçirdiği zaman aralıklarının her biri. Bir yılda dört mevsim vardır: İlkbahar, yaz, sonbahar, kış.

    Meyus
    • Üzgün.
    • Karamsar.

    Meziyet
    • Üstün özellik.
    • Bir kişiyi veya nesneyi benzerinden üstün gösteren nitelik.

    Mihenk taşı
    • Altın, gümüş vb. madenlerin ayarını anlamak için sürtüldükleri bir tür taş, mihenk, denek taşı.
    • Birinin değerini, ahlakını anlamaya yarayan ölçüt.

    Mihman
    • Konuk.
    • Kalıcı.
    • Misafir.

    Mihrican
    • Sonbahar. Güz.
    • Sonbaharda, yazdan kışa geçişi simgeleyen gece ve gündüzün eşitlendiği vakitlerde kutlanan bayram. Nevruz ve Mihrican’da, yılda iki kez geniş ölçüde, başta yöneticiler olmak üzere herkes yaptıklarından dolayı hesap verirdi. Bu dönemde toplanan mahkemeler Mezalim Mahkemesi adını taşırdı.

    Mikyas
    • Ölçek, ölçü.

    Mimari
    • Mimarlık.
    • Yapı.
    • Mimarlıkla ilgili, mimarlığa ilişkin.

    Minnet
    • Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu sayma, gönül borcu.
    • İyilik yapana karşı duyulan teşekkür.

    Minnettar
    • Birinden gördüğü iyiliğe karşı kendini borçlu sayan, gönül borcu olan kimse, gönül borçlusu.

    Miraç
    • Göğe çıkma.
    • Yükselme, çıkma.
    • Hz. Muhammed'in göğe yükselmesi.

    Misafir
    • Konuk.

    Misafirperver
    • Konuksever.

    Miyar
    • Değerli madenlerde yasanın istediği ağırlık, saflık ve değer derecesini gösteren ölçü.
    • Ölçüt, ölçü.
    • Akarsu, kaynak.
    • Çimenler biçildikten sonra yeniden biten küçük taze otlar.

    Mizaç
    • Huy, yaradılış, tabiat, karakter.
    • İnsan vücudunun fizyolojik yapısı, sağlık.

    Mizan
    • Terazi.
    • Tartı, ölçü aleti.
    • Ölçü.
    • Sağlama.
    • Bir tüccarın, ticari durumunu, işinin genel sonucunu gösteren, belirli zamanlarda yaptığı hesap özeti.
    • Durum.
    • Ahirette hesap günü, o gün yapılacak yargılama.

    Moral
    • Bir insanın ruhsal gücü, manevi güç, maneviyat.

    Mualla
    • Yüksek, yüce.
    • Onuru yüksek olan kimse.

    Muallim
    • Öğretmen.
    • Öğreten, hoca.

    Muavenet
    • Yardım.

    Muazzam
    • Çok büyük, çok iri, koskoca, koskocaman.
    • Ulu.
    • Alışılmışın sınırlarını aşan.
    • Güçlü, önemli.

    Muazzez
    • Sayılan, saygı duyulan, sevgili, aziz.
    • Saygı ile karşılanan.
    • Değerli, kıymetli.

    Mübarek
    • Kutlu, kutsal.
    • Hayırlı, uğurlu.
    • Çok saygı duyulan
    • Verimli, bereketli.
    • Beğenilen, sevilen şeyler için söylenen bir söz.

    Mucize
    • Peygamberlerin kendilerine inanmayan insanlara peygamberliklerini ispat etmek amacıyla Allah'ın iznine bağlı olarak gösterdikleri olağanüstü olaylar, hâller.
    • İnsanları hayran bırakan, tabiatüstü sayılan olay.
    • İnsan aklının alamayacağı olay.
    • Olağanüstü, şaşırtıcı.

    Müfit
    • Yararlı, faydalı.
    • Anlatan, ifade eden, anlamlı.

    Muhabbet
    • Sevgi.
    • Dostça konuşma, yârenlik.

    Muhayyile
    • Hayal gücü.

    Muhlis
    • Dostluğunda ve inançlarında içten olan.
    • Katkısız, halis.
    • İçten, samimi, dost canlısı.

    Muhterem
    • Saygıdeğer.
    • Saygın.

    Muhteşem
    • Görkemli, gösterişli, büyük.

    Muin
    • Yardım eden, yardımcı.

    Müjde
    • Muştu.
    • Muştuluk.
    • Sevindirici haber verileceği zaman söylenen bir söz.

    Mukaddes
    • Kutsal, mübarek.

    Mukaddime
    • Ön söz.
    • Başlangıç.
    • Bir olayın başlangıcı.

    Mükâfat
    • Ödül.
    • Değerlendirici, sevindirici davranış.
    • Sevindirici haber.

    Mükemmel
    • Eksiksiz, kusursuz, tam, yetkin, şahane.

    Mülayim
    • Uygun, hoş görülebilir.
    • Yumuşak huylu.
    • Ilıman (hava).

    Mümbit
    • Verimli

    Mümeyyiz
    • İyiyi, kötüyü, doğru ve yanlışı ayıran, seçen.
    • Yazıları beyaz kâğıda temize çeken kimse.

    Mümtaz
    • Ayrı tutulmuş, üstün tutulmuş.
    • Seçkin.

    Münacat
    • Yakarış.
    • Divan edebiyatında Tanrı'yı öven şiir türü veya şiirin bir bölümü.

    Münevver
    • Aydın kimse.
    • Aydınlatılmış, ışıklı, parlatılmış.

    Münezzeh
    • Temiz.
    • Uzak.

    Munis
    • Alışılan, alışılmış, yabancı olmayan.
    • Cana yakın, uysal, sevimli.
    • Uygun.

    Muntazam
    • Düzgün.
    • Düzenli, derli toplu.
    • Düzenli, sürekli ve düzgün bir biçimde.

    Muntazır
    • Bekleyen, gözleyen.

    Mürşit
    • Doğru yolu gösteren kimse, kılavuz.
    • Müritlerine tasavvufu öğreten, sırları ve gerçekleri gösteren tarikat şeyhi.

    Müsamaha
    • Hoşgörü.
    • Görmezlikten gelme, göz yumma.

    Müsamahakâr
    • Hoşgörülü

    Müsavat
    • Eşitlik, denklik.

    Müsâvi
    • Eşit.

    Müşfik
    • Sevecen, şefkatli.
    • Acıyan.

    Müstesna
    • Bir bütünün veya kuralın dışında olan, kural dışı, şaz.
    • Benzerlerinden üstün olan, benzerleri az bulunan.
    • Kural dışı.
    • Dışında, ayrı, hariç tutularak.

    Muştu
    • Sevindiren haber, sava, müjde, erim.

    Muştulamak
    • Sevinçli haber vermek.
    • Sevindirici haber vermek.
    • Müjdelemek, tebşir etmek.
    • Sevinilecek bir iş, olay vb.nin olduğunu birine haber vermek, müjdelemek.

    Mutabakat
    • Uzlaşma.
    • Uygunluk.
    • Uyum.

    Muteber
    • Saygın, itibarı olan, hatırı sayılır, sözü geçer.
    • İnanılır, güvenilir.
    • Değerli.
    • Geçerli.

    Mütebessim
    • Gülümseyen, güleç (kimse).

    Mütedeyyin
    • Dindar.

    Mutedil
    • Ilımlı.
    • Ilıman.

    Müteessir
    • Üzülmüş, üzüntülü.

    Mütefekkir
    • Düşünür.

    Mütekabiliyet
    • Karşılıklı olma durumu.
    • Karşılıklılık.

    Mütekâmil
    • Olgunlaşmış, gelişmiş, gelişkin.

    Mutena
    • Özenilmiş, özenle yapılmış.
    • Seçkin, önemli.
    • Özenle, dikkatle seçilmiş.

    Müteşekkir
    • Teşekkür etme durumunda olan.

    Mütevazı
    • Alçak gönüllü.
    • Gösterişsiz, iddiasız.

    Mutlu
    • Mutluluğa erişmiş olan, ongun, mesut, bahtiyar, berhudar.

    Mutmain
    • İnanmış, gönlü kanmış, emin olan.

    Muvazene
    • Denge, dengeleme.

    Müzakere
    • Bir konuyla ilgili fikir alışverişinde bulunma, oylaşma.
    • Sözlü sınav.
    • Etüt.

    Muzdarip
    • Izdırap ve acı çeken.


    Submit a name