04 Nis

Güzel kelime önerileri

Sözlükte, Güzel Kelimeler arasında yer almasını istediğiniz bir kelime varsa, Kelime öner/ekle formu‘nu kullanarak anlamı ile birlikte ekleyebilirsiniz. Önerilen kelime en kısa sürede öneren kişinin adı ile birlikte sözlüğe eklenecektir.

All | Latest | A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z | Submit a name
There are 78 names in this directory beginning with the letter K.
Kabiliyet
  • Yetenek.

Kader birliği
  • İyi ve kötü günleri, aynı sonu paylaşma durumu.

Kadim dost
  • Eski dost.

Kadirşinas
  • Değerbilir, iyilikbilir.

Kafa dengi
  • Kafadar.

Kafdağı
  • Genellikle masallarda yer alan, dünyayı çevrelediğine inanılan, arkasında cinlerin, perilerin bulunduğu varsayılan, zümrütten hayalî bir yer.

Kâinat
  • Evren.
  • Dünya.
  • Herkes.

Kalbiselim
  • Gönlü temiz olan.

Kalender
  • Gösterişsiz, sade yaşamaktan yana olan, alçak gönüllü kimse, ehlidil, rint.
  • Özensiz giyinmiş, kılıksız kimse.
  • Yalnız birisi hareketli üst üste konulmuş belirli sayıda silindirden meydana gelen ve düzgün yüzeyli kâğıt üretmek için kullanılan bir makine.
  • Özensiz, kılıksız bir biçimde.

Kalp
  • Göğüs boşluğunda, iki akciğer arasında, vücudun her yanından gelen kanı akciğerlere ve oradan gelen temiz kanı da vücuda dağıtan organ, yürek.
  • Kalp hastalığı
  • Sevgi, gönül.
  • Bir ülkenin, bir kuruluşun işleyiş, yönetim ve varlığını sürdürme bakımından en önde gelen yeri.
  • Duygu, his.
  • Bir durumdan başka bir duruma çevirme, dönüştürme.
  • Düzme, sahte, geçmez (para)
  • İşe yaramaz, tembel.
  • Yalancı, kendine güvenilmeyen.

Kalp acısı
  • Yürek acısı.

Kalp gözü
  • Gönül gözü, basiret.

Kalp yarası
  • Yürek yarası.

Kâmil
  • Yetkin, erişkin, eksiksiz, ağırbaşlı, mükemmel.
  • Olgun, yetkin kimse.
  • Kültürlü, bilgili, bilgin.
  • Bütün, tam, eksiksiz.

Kamu
  • Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme.
  • Halk hizmeti gören devlet organlarının tümü.
  • Hep, bütün, herkes.
  • Topluluk oluşturucu ortak çıkarlar çevresinde oluşan ve üyeleri bu ortak çıkarlar konusunda karar birliğine ulaşmak için etkileşimde bulunan toplumsal kesim.

Kamu yararı
  • Toplumun yararına olma durumu.
  • Kamu menfaati.
  • Genel toplumsal gönence ilişkin konular.
  • Topluma yarar sağlayan değerler bütünü, menafiiumumiye.
  • Geniş anlamıyla, ulusun, toplumun gereksemelerini karşılayan, toplumun bütün çıkarlarını gerçekleştirmek amacıyla girişilen çalışmalar.
  • Kamu kuruluşlarının elinde bulunan yetkilerin ve kaynakların halkın iyiliği için kullanılmasını belirleyen tüzel koşul. Sahiplik hakkının sınırının belirtilmesinde kullanılan ve bu hakkın özüne dokunulmamasını güvenceye bağlayan yasal ölçü.

Kanaat
  • Elindekinden hoşnut olma durumu, kanıklık, yeter bulma, yetinme, fazlasını istememe, doyum.
  • Kanma, inanma.
  • Kanı, inanç, düşünce.

Kanaatkâr
  • Azla yetinen, elindeki ile yetinen, kanık, kanaatli, yetingen.

Kanun
  • Yasa.
  • Geçerli olan kural.
  • Dikdörtgen biçiminde, bir köşesi kesik, yassı bir sandık üzerine gerilmiş tellerden oluşan, tırnak adı verilen nesne ile çalınan ince saz çalgısı.
  • Doğa olaylarının oluş nedenlerini ortaya koyan ve gelecekteki olayları önceden kestirme olanağı veren bağıntı; Newton kanunu, Kepler kanunları.

Kapı komşu
  • Apartmanda aynı katta, sokakta karşı veya yan tarafta bulunan komşu, kapı karşı komşu.

Kararlı
  • Kesin karar vermiş olan.
  • Kararında direnen, kararını değiştirmeyen.
  • Yeri, büyüklüğü ya da özelikleri değişmeyen.

Kardelen
  • Baharın müjdecisi bir çiçek.
  • Kar kalkmasından hemen sonra çıkan çiğdeme benzer, beyaz bir çiçek, akçabardak.
  • Nergisgillerden, baharda çok erken çiçek açan ve eczacılıkta kullanılan soğanlı bir bitki (Galanthus nivalis).
  • Amaryllidaceae familyasından beyaz çiçekli, erken ilkbaharda hemen kardan sonra ya da karın üzerinde çiçek açan, çiçekleri geriye doğru sarkık, süs bitkisi olarak da kullanılan, Toroslar ve Karadeniz dağlarında yaygın olarak bulunan, soğanlı, otsu bitkiler. Öksüzoğlan, aktaş, akbardak, karga soğanı.

Kardeş
  • Aynı anne babadan doğmuş veya anne babalarından biri aynı olan çocukların birbirine göre adı.
  • Yaşça küçük olan çocuk.
  • Çok yakın arkadaş, dost.

Kardeşlik
  • Kardeş olma durumu, uhuvvet.
  • Kardeş kadar yakın sayılan kimse, yakın dost.
  • Birlik, beraberlik.
  • Efsanelerde, destanlarda ve masallarda kardeşler arasındaki yazgı birliğini ve bağını gösteren kavram.

Karınca kararınca
  • Az da olsa, elinden geldiği kadar, karınca kaderince.

Kâşif
  • Var olan ancak bilinmeyen bir şeyi bulan, ortaya çıkaran kimse.
  • Bulan, keşfeden, bulucu.

Katılım
  • Katılma işi, iştirak.
  • Bir süreç ya da bir durum içinde istençli ve eylemli olarak bir işi üstlenme ya da bir olayda etkin olma.

Katkı
  • Bir işin yapılmasına, gerçekleşmesine emek, bilgi, para vb. ile katılma, yardım.
  • Bir şeye katılan başka bir madde.
  • Metal ve alaşımların hazırlanması sırasında içlerine katılan değişik nitelikteki maddeler.
  • Düğün günü davetlilerin öğleye kadar gönderdikleri armağan.
  • Tutkalı koyulaştırmak amacı ile kullanılan mineraller ya da organik maddeler.

Katre
  • Damla.

Kavrayış
  • Kavrama, anlama, algılama yetisi.
  • Motorlu araçlarda lastiğin tam olarak yolu kavraması.
  • Bir algının doğrudan doğruya kavranması.
  • Görüş, anlayış.

Kavrayışlı
  • Kolayca anlama, algılama yetisi olan.

Kavuşmak
  • Ayrı kalınan, sevilen bir kimseyle bir araya gelmek, onu yeniden görmek.
  • Yokluğu çekilen veya çok istenen bir şeye erişmek, onu elde etmek.
  • Katılmak.
  • Bir araya gelmek, birleşmek.
  • Güneş batmak.
  • Varmak, ulaşmak, vuslata ermek.

Keder
  • Acı, üzüntü, dert, sıkıntı, ızdırap, tasa.

Kederli
  • Acılı, üzüntülü, mükedder.

Kelâm
  • Söz.
  • Söyleyiş biçimi, söyleme.
  • Başta Tanrı'nın varlığı, birliği, peygamberlik ve ahiret olmak üzere İslamiyetin ana ilkelerini konu edinen bilim.

Keramet
  • Ermiş kimselerin gösterdiklerine inanılan, doğaüstü, şaşkınlık uyandırıcı davranış veya durum.
  • Bağış.
  • Ağırlama, ikram.
  • Ermişçe yapılan iş, hareket veya söz.

Kerem
  • Soyluluk, ululuk, büyüklük, asalet.
  • Bağış olarak verme, iyilik, cömertlik, eli açıklık, lütuf.
  • Özel bir ezgi ile söylenen bir halk koşuğu.

Kerem sahibi
  • İyi huylu, cömert (kimse).

Kerim
  • Soylu, asil.
  • Eli açık, cömert.
  • Ulu, büyük.
  • Allah'ın adlarından biri.

Keşfetmek
  • Var olduğu bilinmeyen bir şeyi bulmak.

Keyifli
  • Keyfi yerinde, neşeli.

Kibar
  • Davranış, düşünce, duygu bakımından ince, nazik olan (kimse).
  • Seçkin, değerli.
  • Zengin, soylu.
  • Büyükler, ulular.

Kifayet
  • Yeterli miktarda olma, yetme, kâfi gelme.
  • Bir işi yapabilecek yetenekte olma, yeterlik.

Kifayetli
  • Yeterli.

Kitabe
  • Yazıt.

Kitap
  • Ciltli ve ciltsiz olarak bir araya getirilmiş, basılı veya yazılı kâğıt yaprakların bütünü.
  • Herhangi bir konuda yazılmış eser.
  • İlahi Kitap.

Kitap kurdu
  • Kitapları yiyerek zarar veren bir böcek.
  • Çok kitap okuyan, toplayan ve kitaplarla uğraşan kimse.

Kitapsever
  • Kitaba tutkuyla bağlı (kimse) bibliyofil.
  • Değerli kitapları seven ve onları ziyan olmaktan koruyan kimse.

Kırkikindi
  • Genellikle Orta Anadolu'da ikindi zamanı yağan sürekli yağmurlar.
  • Bu yağmurun yağdığı dönem.

Kış
  • Kuzey yarım kürede 22 Aralık-21 Mart tarihleri arasındaki zaman dilimi, sonbaharla ilkbahar arasındaki soğuk mevsim.
  • Çok soğuk hava.
  • Aralık, ocak, şubat aylarını içine alan zaman aralığı (kuzey yarımküre için). Astronomide 22 aralık ile 21 mart arası.

Kısmet
  • Allah’ın herkese uygun gördüğü yaşama durumu, nasip, kader.
  • Evlenme talihi.
  • Olayların kötü sonuçlarını tevekkülle karşılama durumu.
  • Talih, kader, şans.
  • ‘Şimdiden belli değil, ya olur ya olmaz’ anlamlarında bir seslenme sözü.

Kısmet kapısı
  • Gelir sağlayan yer.
  • Kızın evlenip gittiği yer.

Kısmetli
  • Kısmeti iyi olan, talihli.

Kıssadan hisse
  • Anlatılan bir olaydan alınacak ders.

Kıvanç
  • Övünç, iftihar.
  • Sevinç.

Kıyam
  • İslam inancına göre, ölümden sonra yeniden dirilip ayağa kalkma.
  • Namazda ayakta durma.
  • Ayağa kalkma, ayakta durma.
  • Bir işe girişme, kalkışma, teşebbüs etme.
  • Ayaklanma, başkaldırma, karşı gelme.

Kıymet
  • Değer.
  • Değerli, nitelikli.

Kıymetli
  • Değerli.

Kolaylaştırmak
  • Kolay bir duruma getirmek, güçlükleri ortadan kaldırmak.
  • Bir işi sonuna yaklaştırmak.

Kolaylık
  • Kolay duruma getiren.
  • Kolay olma durumu.
  • İşlerin kolayca yapılmasını sağlayan şey.
  • Bir işi yapabilme durumu veya imkânı.

Komşu
  • Konutları yakın olan kimselerin birbirine göre aldıkları ad.
  • Sınır ortaklığı bulunan, mücavir.

Komşu hatırı
  • Komşular arasında gözetilen saygı.

Komşu kapısı
  • Pek yakın sayılan yer.

Konsensüs
  • Uzlaşma.

Konu komşu
  • Bütün komşular, birbirine yakın yerde oturan kimseler.

Konuk
  • Bir yere veya birinin evine kısa bir süre kalmak için gelen kimse, misafir, mihman.
  • Konakçıya göre asalak.

Konuksever
  • Konuklarına iyi davranan, onları iyi ağırlayan ve kendisine konuk gelmesinden hoşlanan, misafirperver.

Körebe
  • Gözleri bağlı olan ebenin, oyuna katılan öteki çocukları yakalamaya çalıştığı çocuk oyunu.

Kukla tiyatrosu
  • Kukla oyununun yapıldığı tiyatro.
  • Küçük bebeklerden yapılmış biçimlerin (figürlerin) elle ya da mekanik, olarak oynatıldığı tiyatro.

Kul hakkı
  • Tanrı'ya göre insan, abd.
  • Yeniçeri; Enderundan yetişen bütün devlet büyükleri ve altıbölük süvarileri.
  • Köle, karavaş.

Kul yapısı
  • İnsan eliyle yapılan.

Kulübe
  • Kerpiç, saman veya ağaçtan yapılmış küçük, basit, ev.
  • Bir yeri beklemekle görevli kimsenin içinde bulunduğu küçük barınak.
  • Hayvanlar için yapılmış barınak.
  • Alçak gönüllülük göstermek amacıyla “ev” anlamında kullanılan bir söz.

Kum saati
  • Dar bir boğazla birbirine bağlanmış iki cam kaptan oluşan ve üstteki kapta bulunan kumun aşağıya akmasından yararlanılarak zamanı anlamaya, ölçmeye yarayan araç.

Kura
  • İki veya daha çok aday arasında bir sıralama, bir ayırma yapılacağı zaman her birinde bir tek ad yazılı kâğıtları bir araya getirip karıştırdıktan sonra birini çekerek veya özel bir bilgisayar yazılımıyla adları belirleme, ad çekme.
  • Kime veya neye isabet edeceği önceden belli olmayan bir çekimle sonucu belirleme.

Kuşdili
  • Çocuklar ya da akıl hastalarının sözcüklere hece ekleyerek ya da çıkararak konuştukları dil.
  • Süleyman Peygamber'in bilip konuştuğu hayvan, kuş dili. (Tasavvuf simgeleriyle örülmüş bir deyiş ve inan dili; bunu ancak tasavvufla uğraşanlar anlar.)
  • Bir tür dişbudak.
  • Karaağaç ağacının meyvesi, rosmarinus, labiatae.

Kutlu
  • Uğurlu, hayırlı, mübarek.

Kutsal
  • Güçlü bir dinî saygı uyandıran veya uyandırması gereken, kutsi, mukaddes.
  • Tapınılacak veya yolunda can verilecek derecede sevilen, kutsi, mukaddes, lahut.
  • Bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen.
  • Tanrı'ya adanmış olan.
  • Tanrısal olan, bütün var olanların, yeryüzüne ilişkin olanın üstünde yükselen, ondan bütünüyle başka olan.
  • Ahlaksal yetkinliğe ulaşan, bu yolla Tanrı'ya yakınlaşan kişilerin niteliği (azizler, evliyalar, ermişler).

Kütüphane
  • Kitaplık.
  • Kitap satılan dükkân, kitabevi.


Submit a name