04 Nis

Güzel kelime önerileri

Sözlükte, Güzel Kelimeler arasında yer almasını istediğiniz bir kelime varsa, Kelime öner/ekle formu‘nu kullanarak anlamı ile birlikte ekleyebilirsiniz. Önerilen kelime en kısa sürede öneren kişinin adı ile birlikte sözlüğe eklenecektir.

All | Latest | A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z | Submit a name
There are 119 names in this directory beginning with the letter H.
Habitat
  • Yerleşme, oturma.
  • Bitkinin doğal olarak yetiştiği yer, yurt.
  • Bir canlı türünü ya da canlı birliklerini barındıran ve kendine özgü özellikler gösteren yaşama ortamı.

Had
  • Sınır, uç.
  • Derece.
  • İnsanın yetki ve değeri.
  • Terim.

Hafıza
  • Bellek.
  • Kur’an-ı Kerim'i başından sonuna kadar ezberlemiş olan kadın.
  • Yaşantıları, öğrenilen konuları bilinçli olarak akılda tutma, saklama gücü, bellek.

Hak
  • Adalet.
  • Adaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç.
  • Allah’ın adlarından.
  • Dava veya iddiada gerçeğe uygunluk, doğruluk.
  • Verilmiş emekten doğan manevi yetki.
  • Pay.
  • Emek karşılığı ücret.
  • Doğru, gerçek.

Hak yolu
  • Doğru yol.

Hakikat
  • Gerçek, doğru.
  • Gerçek olan şey, gerçeklik.

Hakikatli
  • Vefakâr.

Hakiki
  • Gerçek.
  • Niteliği değişmemiş, aslına uygun olan.

Hakim
  • Allah’ın isimlerinden.
  • Bilge.
  • Her şeyi bilen.

Hakkaniyet
  • Hak ve adalete uygunluk, doğruluk, nasfet.

Hakperest
  • Haksever.

Haksever
  • Doğru bildiği şeyden ayrılmayan (kimse), hakperest.

Hakşinas
  • Haktanır.

Haktanır
  • Herkesin hakkını gözeten (kimse), hakşinas.

Halim
  • Allah’ın adlarından biri.
  • Yumuşak huylu (kimse).

Halim selim
  • Yumuşak huylu ve doğru (kimse).

Hâlis
  • Katışık olmayan, katışıksız, saf.
  • İçten, samimi.

Halkoyu
  • Büyük bir topluluğun türlü siyasi ve toplumsal sorunlardaki görüşünün alınması ve ona göre uygulamaya girişilmesi için yapılan oylamada halkın bildirdiği olumlu veya olumsuz oy.
  • Osmanlıca: Arayı umumiye müracaat.

Halûk
  • Temiz huylu, iyi ahlaklı.
  • İyi huylu, geçimli kimse.

Hamdetmek
  • Tanrı'ya şükretmek.

Hamdüsena
  • Tanrı'ya olan şükran duygularını bildirme.

Hami
  • Koruyan, koruyucu, himaye eden.
  • Kayıran, kayırıcı.

Haminne
  • Yaşlı ve saygı duyulan kadın.

Hamiyet
  • Bir insanın yurdunu, ulusunu ve ailesini koruma çabası.
  • İnsanlık, fazilet.

Hamiyetperver
  • Hamiyetli.

Handan
  • Şen, neşeli.
  • Gülen, gülücü, güleç, sevinçli.

Hande
  • Gülme, gülüş.

Harika
  • Yaradılışın ve imkânların üstünde nitelikleriyle insanda hayranlık uyandıran.
  • Çok büyük bir hayranlık uyandıran, eksiksiz, kusursuz, tam, mükemmel.
  • Güzel anlamında kullanılan bir söz.

Harikulade
  • Eşi görülmemiş, şaşkınlık yaratıcı, olağanüstü.

Harman
  • Biçildikten sonra tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin başaklarından ayrılması işi.
  • Bu işin yapıldığı yer veya mevsim.
  • Birçok çeşitten birer parça alıp yeni birleşim oluşturma işi.
  • Selüloz açılması aşamasından başlayıp kâğıt veya karton sayfasının meydana gelmesine kadar kullanılan bir veya birkaç kâğıt hamuru ile diğer malzemelerin meydana getirdiği sulu süspansiyon.
  • Herhangi bir şeyin toplu hâlde bulunduğu, işlendiği veya satıldığı yer.
  • Herhangi bir şeyin çok bulunduğu yer.
  • (Mimarlık) Harç ya da beton yapmak için hazırlanmış kum, kireç ve çimento karışımı yığın.

Hasat
  • Ürün kaldırma, ekin biçme işi.
  • Bu yolla elde edilen ürün.

Hasbihâl
  • Söyleşi, sohbet.

Hasenat
  • Yararlı, iyi, güzel işler.

Hasip
  • Değerli, saygın, soyu temiz kimse.
  • Muhasebeci.

Hasret
  • Özlem, özleyiş.

Hassas
  • Duyarlı.
  • Duyum ve duyguları algılayan.
  • Çabuk etkilenen.
  • Yapımı ve bakımı özen isteyen, aksamadan çok doğru çalışan, kesin ölçüler gerektiren işlerde kullanılan (alet).

Hassasiyet
  • Duyarlık

Hatır
  • Düşünme, akılda tutma, hafıza, zihin, akıl, yâd.
  • Gönül, kalp.
  • Birine karşı duyulan saygı, sevgi.
  • Durum, keyif, hâl.

Hatır bilir
  • Saygılı, hatır sayan, hatır kırmayan, kıymet veren, hatırşinas.

Hâtıra
  • Anı.
  • Bellekte yaşamaya devam eden geçmiş izlenim, duygu veya olay.
  • Bir kimse veya olayı hatırlatan nesne, yadigâr.
  • Andaç, anmalık.

Hatırlamak
  • Anımsamak.

Hatırşinas
  • Saygılı, hatır sayan, hatır kırmayan.

Hayâ
  • Ar, utanma duygusu, utanç, utanma, sıkılma.

Hayat
  • Canlı, sağ olma durumu.
  • Yaşam.
  • Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı.
  • Meslek.
  • Geçim şartlarının bütünü.
  • Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma.
  • Yaşamayı sağlayan şartların bütünü.
  • Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi.
  • Sofa. Avlu. Salon, hol. Koridor. Balkon. Sundurma. Oda. Köylerde çamaşır yıkanılan yer, yunaklık. Yayla evi. Eski ev. Ev bahçesi. Ahır, ağıl. Arsa.
  • Canlılarda, doğumdan ölüme kadar geçen süre.
  • Yaşama, yaşayış.

Hayat arkadaşı

Hayat dersi
  • İbret veya örnek alınacak gerçek olay.

Hayat dolu
  • Yaşama isteği çok olan, neşeli, canlı, yaşam dolu.

Hayat okulu
  • Yaşanılan çevre ve zamanda karşılaşılan olayların tümü.

Hayır dua
  • Bir kimsenin iyiliğini isteyen dua

Hayır hasenat
  • Yararlı güzel şeyler.

Hayır sahibi
  • Hayırsever kimse.

Hayırhah
  • İyilik dileyen, iyilik isteyen, iyicil, hayırsever.

Hayırlaşma
  • Pazarlıkta veya herhangi bir hususta anlaştıktan sonra birbirlerine hayır dileme.
  • Hayırlaşmak biçimi veya durumu.

Hayırlı
  • Yararı, hayrı olan.
  • Uğurlu, iyi, güzel.

Hayırsever
  • Yoksullara, düşkünlere, yardıma muhtaç olanlara iyilik ve yardım etmesini seven, iyiliksever, yardımsever, hayırperver.
  • Halkın yararı için okul, çeşme, hastane vb. yaptıran.

Hayrat
  • Sevap kazanmak için yapılan iyilik.
  • Halkın yararlanması için yapılan okul, çeşme, hastane vb. yapı.

Haysiyet
  • Değer, saygınlık, itibar.
  • Öz saygı.

Haysiyetli
  • Değeri, saygınlığı olan.
  • Onurlu.

Hayvan
  • Duygu ve hareket yeteneği olan canlı varlık.
  • İsmini Allah’ın Hayy isminden alan canlılar.

Hayvansever
  • Hayvanları seven, haklarını koruyan, onlara iyi davranan.

Hazan
  • Güz, yaprak dökümü mevsimi, sonbahar.

Hazandide
  • Görmüş geçirmiş.
  • Solgun, sararmış, solmuş

Hazar
  • Barış.
  • VI-X. yüzyıllar arasında Hazar Denizi'nin ve Kafkasların kuzeyinde yaşamış bir Türk boyu veya bu boydan olan kimse.
  • Barış ve güven.

Hazin
  • Acıklı, üzüntü veren, dokunaklı.
  • Hüzünlü, kederli.

Hediye
  • Birini sevindirmek, mutlu etmek için verilen şey, armağan.
  • Fiyat.

Helal
  • Dinin kurallarına aykırı olmayan, dinî bakımdan yasaklanmamış olan, haram karşıtı.
  • Kurallara, geleneklere uygun.
  • Kurallara, geleneklere uygun olarak.
  • Nikâhlı eş.

Helalleşmek
  • Alışverişte veya ayrılma sırasında hakkını birbirine bağışlamak.

Helallik
  • Helal olan şey.
  • Nikâhlı eş.

Helalühoş
  • Yapılmış bir iyilikten, yardımdan söz edilirken buna pişman olunmadığını anlatmak için söylenen "helalühoş olsun" cümlesinde geçen bir söz. Helal ve hoş.

Hemdert
  • Dert ortağı olan.

Hemfikir
  • Aynı düşüncede, aynı görüşte olan, oydaş.

Hemhâl
  • Aynı durumda olan.

Hemşehri
  • Memleketli.
  • Aynı şehirde yaşayan kişiler.

Hesap günü
  • Kıyamet

Heves
  • İstek, eğilim, arzu, şevk.
  • Gelip geçici istek.

Hevesli
  • Bir şeye, bir işe istek duyan veya merak sarmış olan, istekli, heveskâr.
  • Bir sanatı meslek edinmeksizin yalnız zevk için yapan kişi.
  • Amatör.

Heyecan
  • Sevinç, korku, kızgınlık, üzüntü, kıskançlık, sevgi vb. sebeplerle ortaya çıkan güçlü ve geçici duygu durumu.
  • Coşku.
  • Bir uyarıcı karşısında, aşırı derecede duygulanış nedeniyle fizyolojik değişmelere yol açan tepki.
  • Organizmanın durgun ve olağan durumundan herhangi bir biçimde uzaklaşması hali.
  • (Lat. emovere = devinmek) İç ya da dış uyarımlarla ortaya çıkan ruhsal devinim; duygu devinimi. Heyecan: a. kalıcı, sürekli (ör. kara sevda); b. geçici bir coşkunluk niteliğinde (ör. sevinç); c. belli bir şeye yönelmiş (ör. korku) olabilir.

Heyecanlı
  • Çabuk, kolay heyecanlanan, müteheyyiç.
  • Heyecan veren.
  • Heyecanla yapılan.

Hicap
  • Utanma, sıkılma.
  • Utanç.
  • Perde.

Hicran
  • Bir yerden veya bir kimseden ayrılma, ayrılık.
  • Ayrılığın neden olduğu onulmaz acı, üzüntü, keder.

Hicret
  • Göç.
  • Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göçmesi.
  • Hicri takvimin başlangıcı.

Hidayet
  • Doğru yol, hak olan Müslümanlık yolu.
  • Hak yolunu, doğru yolu gösterme.
  • Doğru yolu gösterme.

Hikmet
  • Bilgelik.
  • Tanrı'nın insanlarca anlaşılamayan amacı.
  • Gizli sebep.
  • Öğüt verici söz.
  • Fizik.
  • Felsefe.
  • Sebep, batındaki sır.
  • XII. yüzyılda Türkistan'da büyük bir tarikat kuran Ahmet Yesevi'nin şiirlerine ve bunlara benzeyen halk şiirlerine verilen ad.
  • Özlü söz, vecize.

Hilâl
  • Ayın ilk günlerinde aldığı yay biçimi, ayça, yeni ay.
  • Çocukların okuma öğrenmeye başladıklarında satır ve sözleri şaşırmamak için söz üzerinde gezdirdikleri ucu sivri, uzunca bir gösterme aracı.

Hilkat
  • Yaradılış, fıtrat.
  • Huy özelliği.
  • Huy güzelliği.

Himâye
  • Koruma, gözetme, esirgeme, koruyuculuk, gözetim.
  • Kayırma, elinden tutma.

Himmet
  • Yardım, kayırma.
  • Çalışma, emek, gayret, çaba.
  • Lütuf, iyilik, iyi davranma.
  • Yüksek irade.
  • Kutsal sayılan bir kişi tarafından yapılan etki.
  • Çelikçomak oyunu.

His
  • Duygu.
  • Duyu.
  • Sezgi, sezme.

Hisli
  • Duygulu, içli.

Hissetmek
  • Fiziksel bir uyarıyı duymak.
  • Bir şeyden etkilenmek, duymak.
  • Sezmek, farkına varmak, anlamak.
  • Saymak, addetmek.

Hissiselim
  • Sağduyu.

Hizmet
  • Birinin işini görme veya birine yarayan bir işi yapma.
  • Görev, iş.
  • Bakım, özen, ihtimam.

Hısım akraba
  • Yakınlar ile bütün akrabalar.

Hoş
  • Beğenilen, duyguları okşayan, zevk veren.

Hoşgörü
  • Her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu, müsamaha, tolerans.
  • (Lat. tolerantia < tolerare = katlanmak) : 1. Başkalarının düşünce ve kanılarını hoşgörme, onların da geçerliliklerine karşı tepki göstermeme. 2. Başkalarının düşünce ve kanılarını özgürce dile getirmesini ve düşüncelerine göre yaşamasını hoşgörme tutumu. // Batı dünyasında özellikle 16. yüzyıldan beri din baskısından kurtulmayla dinsel sorunlar karşısında hoşgörü başlamıştır. (Nicolaus Cusanus'un "De pace fidei" adlı yapıtı yol açıcı olmuş, sonradan Bodin, Spinoza, Locke, Voltaire bu konuda etkili yapıtlar vermişlerdir.)

Hoşgörülü
  • Hoşgörüsü olan, hoşgörüyle davranan, hoşgörü sahibi, müsamahalı, toleranslı.

Hoşnut
  • Bir davranış, bir durum veya bir kimseden memnun olan, yakınması olmayan.

Hoşsohbet
  • Güzel ve tatlı konuşan (kimse)

Hüda
  • Tanrı: “Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda / Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda” -M. A. Ersoy.

Hudayinabit
  • Kendiliğinden yetişen (bitki).
  • Başıboş büyümüş (kimse).
  • Eğitim görmemiş, kendi kendini yetiştirmiş olan (kimse).

Hukuk
  • Gerçek ve tüzel kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen, yaptırımları belirleyen yasaların bütünü, tüze.
  • Yasaları konu alan bilim.
  • Haklar.
  • Ahbaplık, dostluk.

Hulûskâr
  • Temiz duygulu, içten.

Hümanizma
  • İnsancıllık.

Hüner
  • Beceri isteyen ustalık, beceriklilik.
  • Beceri, marifet.
  • Ustalık.

Hünerli
  • Hüneri olan (kimse).
  • Becerikli, marifetli.
  • Hünerle yapılan.

Hür
  • Özgür, bağımsız.

Hürmet
  • Saygı.

Hürmetkâr
  • Saygılı.

Hürriyet
  • Özgürlük, bağımsızlık, serbestlik.

Hürriyetperver
  • Hürriyetçi.
  • Özgürlükçü.

Hüsnühâl
  • İyi hâl.
  • Davranış güzelliği.

Hüsnükabul
  • İyi karşılama, güler yüz gösterme.

Hüsnüniyet
  • İyi niyet.

Hüsnüzan
  • İyi niyet.

Huşu
  • Alçak gönüllülük.
  • Tanrı'ya boyun eğme, gönlü korku ve saygı ile dolu olma.
  • Hayranlık ve korkunun karıştığı bileşik bir duygu.

Hüzün
  • Gönül üzgünlüğü, gam, keder, sıkıntı.

Hüzünlü
  • Gönle üzgünlük veren, iç kapanıklığına yol açan.

Huzur
  • Dirlik, baş dinçliği, gönül rahatlığı, rahatlık, erinç.
  • Ön, yan, kat, makam, yamaç.
  • Bir yerde bulunma.

Huzurevi
  • Yaşlanmış kimselerin bakımlarının yapıldığı ve barındığı kurum.


Submit a name