04 Nis

Güzel kelime önerileri

Sözlükte, Güzel Kelimeler arasında yer almasını istediğiniz bir kelime varsa, Kelime öner/ekle formu‘nu kullanarak anlamı ile birlikte ekleyebilirsiniz. Önerilen kelime en kısa sürede öneren kişinin adı ile birlikte sözlüğe eklenecektir.

All | Latest | A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z | Submit a name
There are 72 names in this directory beginning with the letter G.
Gaffar
  • Kullarının günahlarını affeden.
  • Çok bağışlayıcı, bağışlayan.
  • Allah'ın sıfatlarındandır.

Gafur
  • Allah'ın adlarındandır.
  • Çok bağışlayıcı, merhamet eden ve bağışlayan.

Gani gönüllü
  • Cömert, eli açık (kimse).

Gariban
  • Kimsesiz, zavallı, garip.

Garip
  • Kimsesiz, zavallı.
  • Yabancı, gurbette yaşayan, elgin.
  • Dokunaklı, hüzün veren.
  • Krizantem çiçeği.
  • Acayip.
  • Şaşılacak bir şey karşısında söylenen söz.

Gaye
  • Elde edilmesi gereken, ulaşılmak istenen şey.
  • Amaç, erek, hedef.

Gayret
  • Çalışma, çaba, çalışma isteği.
  • Koruma, esirgeme, kayırma duygusu.
  • Kutsal sayılan şeylere yabancıların saldırmasını görmekten doğan dayanamama duygusu.

Gayret göstermek
  • Çaba harcamak, başarmak için çalışmak.

Gayretkeş
  • Çalışkan.
  • Yan tutan, kayıran.

Gayur
  • Gayreti olan, gayretli, çok çalışkan.

Geçim dünyası
  • Kişinin yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan şeyler bütünü.

Geçim kapısı
  • Yaşamak için gereken kazancın sağlandığı iş yeri.

Geniş gönüllü
  • Her olayı hoş karşılayan (kimse).

Geniş görüşlü
  • Konuları çok yönlü değerlendiren (kimse).

Geniş ufuklu
  • Görüşü ve bakış açısı geniş olan (kimse).

Gerçek
  • Yalan olmayan, doğru olan şey, hakikat.
  • Gerçeklik.
  • Doğruluk.
  • Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, hakiki, reel.
  • Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici.
  • Temel, başlıca, asıl.
  • Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan.
  • Yapay olmayan.
  • Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan.
  • Bilinçten bağımsız olarak var olan.
  • Hakikî, sahih.

Gergef
  • Üzerine kumaş gerilerek nakış işlemeye yarar, çoğu dikdörtgen biçiminde olan çerçeve.

Gizem
  • Sır
  • Aklın erişemediği veya çözülemeyen şey.
  • Duyuları aşan; usumuzun doğal durumunda, varoluşu ve özü bize kapalı, saklı kalan şey.
  • Doğaüstü inanç doğruları.

Gizemli
  • Gizem niteliğinde olan veya içinde gizem bulunan, esrarengiz.

Gıpta
  • İmrenme.

Gök kubbe
  • Gök.

Gökkuşağı
  • Ebe kuşağı, alkım.
  • Yağmurdan sonra, gökyüzünü bir uçtan bir uca saran renkli kuşak.
  • Düşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla gökyüzünde oluşan yedi renkli, kemer biçimindeki görüntü, alkım, ebekuşağı, ebemkuşağı, eleğimsağma, hacılarkuşağı, meryemanakuşağı, alaimisema.
  • Osmanlıca: kavs-i kuzah, alâim-i sema

Gökyüzü
  • Atmosferin gözle görünen bölümü.
  • Sema.

Gökyüzü mavisi
  • Açık mavi.
  • İnsanın içinde ferahlık ve genişlik hissi uyandıran.

Gölge oyunu
  • Geriden ışıkla aydınlatılmış bir perde arkasında hareket ettirilen resimlerin gölgelerinden yararlanılarak oynatılan oyun.
  • Patiska bir gergi arkasında yakılan ışıktan yararlanılarak, deriden, saydam resimlerin (tasvirlerin) gergi üzerinde sopalar aracılığıyla oynatılmasından ortaya çıkan oyun. Örnek: Çin gölge oyunları ya da Karagöz.

Gonca
  • Henüz açılmamış veya açılmak üzere olan çiçek, tomurcuk.
  • Tam açılmamış çiçek, gül.

Gönlü bol
  • Yeterli imkânlardan yoksun olmasına karşın cömert, eli açık davranmak isteyen (kimse).

Gönlü tok
  • Zorunlu ihtiyaçları karşılandığında bununla yetinen, fazla mal ve para istemeyen (kimse), müstağni.

Gönlü zengin
  • Para ve malını imkânları ölçüsünde esirgemeden veren (kimse).

Gönül
  • Sevgi, istek, düşünüş, anma, hatır vb. kalpte oluşan duyguların kaynağı.
  • (Geniş anlamda) Duyguların, ruhsal kıpırdanmaların, iç çabaların taşıyıcısı. 2. (Gizemcilikte) Kişiyi Tanrı'yla, insanla ve dünyayla içten bir ilişki içine koyan, ruhun derinliklerindeki güç. 3. Duygu bağlılığı yetisi: duygunun bağlılık, birliktelik duyuran kavrayıcılığı.
  • Yürekte varsayılan sevgi, istek gibi duyguların kaynağı.

Gönül bağı
  • Sevgi bağı, duygusal ilişki.

Gönül birliği
  • Duygusal anlaşma.

Gönül borcu
  • Yapılan iyiliğe karşı kendini borçlu sayma, minnet, minnettarlık, şükran.

Gönül eri
  • Hoşgörüsü geniş, açık yürekli, güvenilir kimse, rint, ehlidil.
  • Temiz yürekli, ehl-i dil.

Gönüllü
  • Bir işi yapmayı hiçbir yükümlülüğü yokken isteyerek üstlenen:
  • Çok istekli.
  • Seven kimse veya sevgili.
  • Kendi isteği ile asker olan kimse.
  • Bir araştırmaya görüşmeci olarak katılmaya istekli olan ancak özellikleri yeterince denetlenmediği durumlarda önemli yanlılıklara yol açabilecek işmen.
  • Cesur.
  • Gönüle, cana yakın, muteber, hatırlı, şerefli.

Görgü
  • Bir toplum içinde var olan ve uyulması gereken saygı ve incelik davranışları, terbiye.
  • Bir kimsenin, yaşayarak ve deneyerek elde ettiği birikim, deneyim.
  • Görmüş olma durumu.

Görgülü
  • Görgüsü olan.

Göz hakkı
  • Görüldüğünde imrenilebilecek yiyeceklerden, görenlere verilen pay.

Göz nuru
  • Yoğun bir emek sonucu ortaya çıkan iş.
  • İyi bir iş ortaya çıkarmak için yapılan emek.

Gözü pek
    Gözü kara.
  • Korkusuz, yürekli, cesur.

Gözyaşı
  • Gözyaşı bezlerinin salgıladığı, bazı etkilerle akan duru sıvı damlacıklarından her biri, yaş.

Güç
  • Takat.
  • Fizik, düşünce ve ahlak yönünden bir etki yapabilme veya bir etkiye direnebilme yeteneği, kuvvet: Zihin gücü. Yaşama gücü.
  • Bir olaya yol açan her türlü hareket, kuvvet, takat.
  • Sınırsız, mutlak nitelik: Tanrı'nın gücü.
  • Büyük etkinliği ve önemi olan nitelik:Paranın gücü.
  • Bir cihazın, bir mekanizmanın iş yapabilme niteliği: Motorun gücü.
  • Siyasi, ekonomik, askerî vb. bakımlardan etki ve önemi büyük olan devlet, devletler topluluğu: Güçler dengesi.
  • Bir ulus, bir ordu vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli: İnsan gücü.
  • Bir toprağın verimlilik yeteneği.
  • Yeterliliğini ve güvenilirliğini kanıtlamış kimse.
  • Bir akarsuyun aşındırma ve taşıma yeteneği.
  • İş yapma hızı; birim zamanda yapılan iş.
  • Görsel bir aygıtın ayrıntıları seçme yeteneği.
  • Birim zamana düşen iş birimleriyle ölçülen iş yapma oranı.
  • Vatla ölçülen iş yapma oranı; elektrik gücü (1 vatlık bir güç, saniyede 1 jul iş yapar).
  • Ağır ve yorucu emekle yapılan, çetin, müşkül, efor.
  • Zulüm, gadr, haksızlık, zor, çevir, eziyet, sitem.
  • Cidal, şiddet.

Gül bahçesi
  • Gül yetiştirilen veya güllerle süslü bahçe.

Güldeste
  • Seçki.
  • Gül demeti.

Güleç
  • Her zaman gülümseyen, mütebessim.
  • Sevimli, güler yüzlü, çok gülen (kimse).

Gülecen
  • Sevimli ve cana yakın tavırları olan (kimse).

Gülendam
  • Gül boylu, ince uzun, güzel endamlı.

Güler yüzlü
  • Yakınlık gösteren, içten davranan.
  • Yakınlık gösterilerek, içten davranılarak.

Gülgûn
  • Gül renkli, pembe.

Gülistan
  • Gül bahçesi.
  • Huzurlu, rahat ve zenginlik dolu yer.

Gülperi
  • Gül ve peri gibi güzel olan.

Gülşen
  • Gül bahçesi.

Gülümsemek
  • Tebessüm etmek.
  • Güler gibi olmak, hafifçe gülmek.

Gülümser
  • Hafifçe gülümseyen, sevimli, güler yüzlü.

Gün batımı
  • Güneşin ufukta kaybolması, gurup.

Günâşık
  • Ayçiçeği.

Günaydın
  • ‘İyi sabahlar’ anlamında sabahları söylenen bir selamlama sözü.
  • Yeni mi farkına vardın? anlamında bir söz.

Gündedün
  • Nostalji.

Günebakan
  • Ayçiçeği.

Güngörmüş
  • İyi yaşamış.
  • Birçok hayat deneyimi bulunan (kimse).
  • Mutlu, güzel hayat sürmüş.

Günlük güneşlik
  • Açık ve bol ışıklı, sıcak, yağışsız (yer veya hava).

Gür
  • Bol ve güçlü olarak çıkan veya fışkıran.
  • Bol, verimli, feyyaz.
  • Ormanlık, çalılık.
  • Kesilmiş ağacın sürgünü.

Gurbet
  • Doğup yaşanılmış olan yerden uzak yer, gurbetlik.
  • Gariplik, yabancılık, yuvasından, yurdundan veya kentinden uzakta olma durumu.
  • Yabancı.

Gurup
  • Güneşin batması, batış.
  • Ay, güneş, yıldız vb. gök cisimlerinin ufkun altına inmesi.
  • Çökmeye, yok olmaya yüz tutmak.
  • Genellikle gitar gövdelerinde kullanılan, dışa doğru siyah ve koyu kırmızı renkten içe doğru turuncu ve sarımtırağa dönen tipte bitiş.

Güven
  • Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, itimat.
  • Yüreklilik, cesaret.
  • Hastanın, sorunlarının çözümünde sağaltımcıyle olumlu sonuçlara varabileceği konusundaki inancı.
  • Görgül, mantıksal ya da sayımsal işlemlere dayanarak bir gözlemsel bilgi ya da bulgunun öyle olduğu ya da öyle kalacağı duygusu.

Güvenilir
  • Güven duygusu veren, güvenilen, itimatlı.

Güvenli
  • Güven verici, emniyetli, emin.

Güvenmek
  • Güven duymak, güveni olmak, itimat etmek.
  • Bel bağlamak, itimat etmek.
  • Sevinmek.

Güz
  • Sonbahar.
  • Eylül, ekim ve kasım aylarını içine alan zaman aralığı (kuzey yarımküre için).
  • 22 Eylül ile 21 Aralık arasındaki mevsim.

Güzel
  • Göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, çirkin karşıtı.
  • İyi, hoş.
  • Beklenene uygun düşen ve başarı düşüncesi uyandıran.
  • Soyluluk ve ahlaki üstünlük düşüncesi uyandıran.
  • Görgü kurallarına uygun olan.
  • Sakin, hoş (hava).
  • Okşayıcı, aldatıcı, kandırıcı.
  • Pek iyi, doğru.
  • Güzel kız veya kadın.
  • Güzellik kraliçesi.
  • Hoşa giden, beğenilen, iyi, doğru bir biçimde.
  • Adamakıllı, şiddetli:
  • (Sözcüğün somut anlamı: Görmeyle ilgili, göze hoş görünen). Estetiğin temel kavramı; değer yargılarının ana kavramlarından biri. Güzel, genellikle uyumlu birlik olarak kabul edilir. Platon'dan beri güzel üzerine çeşitli öğretiler geliştirilmiştir.
  • İnsanın estetik duygusunu heyecana getiren hâl.
  • Biçimindeki uyum ve ölçülerindeki dengeyle hayranlık duygusu uyandıran ve hoşa giden (yazı, şiir, yapıt).

Güzellik
  • Estetik bir zevk, coşku, hoşlanma duygusu uyandıran nitelik, hüsün.
  • Okşayıcı söz veya davranış, iyilik, yumuşaklık.
  • Ahlak ve fikrî nitelikleriyle hayranlık uyandıran şey.
  • Güzel olan bir kimsenin niteliği.
  • Görme ve işitme duyuları aracılığıyla, hoşumuza giden ve bizde hayranlık duygusu uyandıran biçim ve ölçülerin oluşturduğu uyumlu bütün.

Güzide
  • Seçkin, seçilmiş, seçme.
  • Aydın, okumuş, seçkin (kimse).
  • Beğenilmiş.


Submit a name