04 Nis

Güzel kelime önerileri

Sözlükte, Güzel Kelimeler arasında yer almasını istediğiniz bir kelime varsa, Kelime öner/ekle formu‘nu kullanarak anlamı ile birlikte ekleyebilirsiniz. Önerilen kelime en kısa sürede öneren kişinin adı ile birlikte sözlüğe eklenecektir.

All | Latest | A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z | Submit a name
There are 58 names in this directory beginning with the letter E.
Ebedî
  • Sonsuz, ölümsüz, bengi.

Ebedileşme
  • Ebedîleşmek durumu.

Ebediyet
  • Sonsuzluk.

Ebeveyn
  • Anne ve baba.
  • Ortak olarak bir yavruyu oluşturan anne ve baba.

Ecdat
  • Geçmişteki büyükler, atalar.

Ecir
  • Sevap.
  • Ücret.
  • Aziz, sevgili.

Ecza
  • Canlılardaki rahatsızlıkların bozuklukların ve çeşitli hastalıkların tanısı, önlenmesi veya tedavisi için yararlanılan doğal veya sentez yoluyla hazırlanmış madde.
  • Çeşitli amaçlarla kullanılan kimyasal madde.

Edebiyat
  • Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı, yazın.
  • Bir bilim kolunun türlü konuları üzerine yazılmış yazı ve eserlerin hepsi, literatür.
  • İçten olmayan, gereksiz, boş sözler.
  • Sanatça, yani insanda estetik duyguyu heyecana getirecek değerde meydana getirilmiş şiir, sahne eseri, hikâye, roman, söylev gibi nazım veya nesir halindeki eserlerin hepsi.
  • Bu eserlerin yer aldığı sanat kolu.
  • Bu sanatı ve bu eserleri inceleyen bilim.
  • Bu bilimi konu olarak ele alan kitap.

Edep
  • İyi ahlak, incelik, terbiye.
  • Toplum töresine uygun davranma.

Edepli
  • Uslu, ince, iyi ahlaklı, terbiyeli, müeddep.

Efdal
  • Erdemli.
  • Yeğ tutulan, tercih edilen.
  • Çok faziletli.
  • En iyi, üstün.

Efkâr
  • Düşünceler, fikirler.
  • Tasa, kaygı, üzüntü.

Efkârlı
  • Düşünceli, tasalanmış, tasalı, kaygılı.

Eğitim
  • Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme, terbiye.
  • Küçük ve geleneksel toplumlarda, çocukların ilerde yapacakları işleri, görevleri, davranış biçimleriyle ilgili olarak onların erginlik çağına girinceye dek aileleri, akrabaları ve toplumun yaşlı üyelerince geleneklere uygun biçimde eğitilmeleri, yetiştirilmeleri.
  • Yeni kuşakların, toplum yaşayışında yerlerini almak için hazırlanırken, gerekli bilgi, beceri ve anlayışlar elde etmelerine ve kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme etkinliği.
  • Önceden saptanmış amaçlara göre insanların davranımlarında belli gelişmeler sağlamaya yarayan planlı etkiler dizgesi.
  • Belli bir konuda, bir bilgi ya da bilim dalında yetiştirme ve geliştirme.
  • Her kuşağa, geçmişin bilgi ve deneylerini düzenli bir biçimde aktarma ya da kazandırma işi.
  • Eğitim ruhbilimi, eğitim felsefesi, eğitim tarihi, öğretim programları, özel ve genel öğretim yöntemleri, öğretim teknikleri, yönetim, denetim vb. eğitim ' ve öğretim alanlarını kapsamak üzere öğretmen, yönetici ve eğitim uzmanı yetiştirmek amacıyla ilgililer için düzenlenen bütün kurslara ve bu kurslarla ilgili bilimsel çalışmalara verilen genel ad.
  • Eğitbilim.
  • (Geniş anlamda) İnsanın yeteneklerinin, özellikle ahlak yetilerinin geliştirilmesi için ona yön ve biçim verilmesi; bu yolda yapılan bilinçli ya da bilinçsiz etkilerin tümü.
  • (Dar anlamda) İnsan gelişiminin düzenli, bilinçli olarak yönetilişi ve etkilenişi.
  • Toplumun genç üyelerinin varolan kültüre yetişkin üyelerce bilinçli, amaçlı ve düzenli biçimde hazırlanması süreci.

Ehil
  • Bir işte yetkili olan, bir işi yapan, erbap.
  • Becerikli, yetenekli.
  • Sahip.
  • Karı kocadan her biri, eş.
  • Topluluk, cemaat.

Ehlibeyit
  • Hz. Muhammed'in kızı, damadı ve torunlarından oluşan ailesi.

Ehlivukuf
  • Bilirkişi.

Ekin
  • Tahılın tarlaya atıldığı andan harman oluncaya kadar aldığı durum.
  • Buğday.
  • Bir toplumun tüm yaşam tasarımı ya da geçmişten aktardığı ve yeniden biçimleyerek geleceğe taşıdığı kalıt.
  • İnsan topluluğunun yazınsal, sanatsal ve tinsel ürünlerinin tümü.
  • Kültür, hars.

Ekmek
  • Tahıl unundan yapılmış hamurun fırında, sacda veya tandırda pişirilmesiyle yapılan yiyecek, nan, nanıaziz.
  • İnsanı geçindirecek iş, kazanç.
  • Yemek, aş.
  • Bir bitkiyi üretmek için toprağa tohum atmak veya gömmek.
  • Toprağı ekip biçmek için kullanmak.
  • Serpmek.
  • Tohum atmak.
  • Bir şeyin başlamasına yol açacak sebepleri hazırlamak.
  • Birini uydurma bir sebeple bırakıp gitmek, savuşmak, atlatmak.
  • Parayı boşuna harcamak, ziyan etmek.
  • Yarışta geçmek.

Ekosistem
  • Belirli bir alanda bulunan canlılar ile bunları saran çevrenin karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen ve süreklilik gösteren ekolojik sistem.
  • Bir alandaki canlı birliklerin ve cansız varlıkların hepsinin birden oluşturduğu sistem.
  • Doğadaki canlı ve cansız varlıkların karşılıklı etkileşim bağlarıyla oluşturdukları sistem.

El birliği
  • Bir iş yapmak için birleşme, beraberlik, dayanışma.

El ele
  • Birbirinin elini tutarak.
  • Birlikte davranarak, bir konuda birleşerek.
  • İşbirliği yaparak, güç birliği yaparak, yardımlaşarak.

El emeği
  • Elde yapılan iş.
  • Bu çalışmanın karşılığı.

Eli açık
  • Parasını ve malını esirgemeyen, cömert.

Eli bol
  • Cömert, eli açık.

Eli geniş
  • Geçimi iyi olan (kimse).
  • Cömert (kimse).

Elimsende
  • Çocukların birbirine el değdirerek diğer arkadaşını ebe yapma amacıyla oynadıkları bir oyun.

Elvan
  • Renkler.
  • Türlü renklerde olan. Rengârenk.

Emanet
  • Birine geçici olarak bırakılan ve teslim alınan kişice korunması gereken eşya, kimse vb., inam, vedia.
  • Bir kimse ile birine gönderilen şey.
  • Eşyanın ücret karşılığı geçici bir süre bırakıldığı yer.
  • Can, ruh.

Emek
  • Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü.
  • Uzun ve yorucu, özenli çalışma.
  • İnsanın bilinçli olarak belli bir amaca ulaşmak için giriştiği hem doğal ve toplumsal çerçevesini hem de kendisini değiştiren çalışma süreci.
  • Belli bir bedel karşılığı üretim sürecinde üretim faktörlerinden biri olarak yer alan beden ve/veya beyin gücü.

Emektar
  • Bir görevde uzun süre kalıp o işe emeği geçmiş olan (kimse).
  • Çok kullanılmış, eski.

Emel
  • Gerçekleştirilmesi zamana bağlı istek

Empati
  • Duygudaşlık.
  • Kişinin kendisini başka bir bilincin yerine koyarak söz konusu bilincin duygularını, isteklerini ve düşüncelerini, denemeksizin anlayabilmesi becerisi.

Endaze
  • 1. 65 santimetrelik uzunluk ölçüsü.
  • Ölçü.

Engin
  • Ucu bucağı görünmeyecek kadar geniş, çok geniş, vâsi.
  • Açık deniz.
  • Yüksekte olmayan, alçak (yer), ingin, münhat.
  • İyi, güzel, temiz, sağlam.

Engin gönüllü
  • Alçak gönüllü.
  • Alçak gönüllü olarak.

Entelektüel
  • Bilim, teknik ve kültürün değişik dallarında özel öğrenim görmüş (kimse), aydın, münevver.
  • Fikir sorunlarıyla ilgili.

Erdem
  • Ahlakın övdüğü iyi olma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk vb. niteliklerin genel adı, fazilet.
  • İnsanın ruhsal olgunluğu.
  • İstencin ahlaksal iyiye yönelmesi. 2. İnsanın tinsel ve ruhsal yetkinliği. // Felsefe tarihi boyunca erdem kavramına değişik anlamlar verilmiştir. Filozofların ahlak öğretileri, genellikle erdeme -ahlaksal iyiye- verdikleri anlamla birbirinden ayrılırlar. Platon'dan beri temel erdemler olarak şunlar sayılır: bilgelik, yiğitlik, doğruluk, ölçülülük.

Erdemli
  • Erdemi olan, faziletli, faziletkâr.

Eren
  • Ermiş.
  • Olağanüstü sezgileriyle birtakım gerçekleri gördüğüne inanılan kimse.
  • Dost.
  • Kahraman, bahadır, babayiğit.
  • Erler, yiğitler, kahramanlar.
  • Allaha ermiş kimse.
  • Rical, tecrübeli, akıllı kimseler.

Ervah
  • Ruhlar.

Eş dost
  • Tanıdıklar.

Eş güdüm
  • Belli bir amaca ulaşmak için türlü işler arasında bağlantı, ilişki, düzen ve uyum sağlama, koordinasyon.

Esaslı
  • Köklü, geniş ölçüde etkili, güzel, doğru.
  • Kuvvetli, etkili.
  • Köklü, etkili, güzel bir biçimde, doğru olarak.

Esenlik
  • Sağlık, afiyet, sıhhat, selamet, rahat, huzur.
  • Dua, selâm.
  • Sağlık dileği.

Eşitlik
  • İki veya daha çok şeyin eşit olması durumu, denklik, müsavat, muadelet.
  • Kanunlar yönünden insanlar arasında ayrım bulunmaması durumu.
  • Bedensel, ruhsal başkalıkları ne olursa olsun, insanlar arasında toplumsal ve siyasi haklar yönünden ayrım bulunmaması durumu.
  • Değer, yaş, hak, ödev vb. lerinde eşit olma. Toplumsal eşitlik: Yasalarla tanınmış hak ve yükümlülüklerde bütün yurttaşların eşit olması, özdeşliği. Siyasal eşitlik: Yurdun yönetimine katılma haklarında (seçme ve seçilme) bütün yurttaşların eşit olması. Fırsat eşitliği: Bireylere toplumsal yaşamın her alanında (eğitim, kültür, ekonomi vb.) kendilerini geliştirebilmeleri için eşit olanaklar sağlanması. Eşitlik ilkesini gerçekleştirme isteği türlü derecelerde olabilir: Ahlaksal bir gereklilik olarak insanlara eşit kişisel haklar tanımaktan, bireyleri mekanik bir biçimde her yönden eşit kılmaya değin uzanabilir.

Esmayıhüsna
  • Allah'ın adları, esmayışerife.

Eşref
  • Çok onurlu, çok şerefli.

Eşref saati
  • Bir işin olumlu yola girmesi için en uygun zaman.
  • İş görecek kimsenin ters davranmayarak, güçlük çıkarmayarak uysallık gösterdiği zaman.

Eşsiz
  • Eşi benzeri olmayan veya eşi benzeri görülmemiş olan.
  • Eş bulamamış, eşinden ayrılmış veya yanında eşi olmayan.

Estetik
  • Sanatsal yaratının genel yasalarıyla sanatta ve hayatta güzelliğin kuramsal bilimi, güzel duyu, bedii, bediiyat.
  • Güzellik duygusu ile ilgili olan.
  • Güzellik duygusuna uygun olan
  • Güzelliği ve güzelliğin insan belleğindeki ve duygularındaki etkilerini konu olarak ele alan felsefe kolu, güzel duyu, bedii.
  • Kusurlu bir organı düzeltmek veya güzelleştirmek amacıyla uygulanan (yöntemler).
  • (Yun. aisthetiké (épisteme) - duyumbilimi, öğretisi) : 1. (Yun. kök anlamına uygun olarak) Duyulur algılar öğretisi. // Kant'ta "transsendental estetik" duyarlığın önsel ilkelerinin bilimidir. 2. Baumgarten'in "duyusalın yetkinliği" öğretisini geliştiren "Aesthetica" (2 cilt, 1750-1758) adlı yapıtından bu yana güzeli araştıran bilim dalı. ("Güzelin bilimi") // Estetik yalnız sanattaki güzeli, dolayısıyle yalnız sanat felsefesini değil (sanat felsefesi estetiğin ancak bir bölümdür), doğadaki güzeli de kapsar; öte yandan yalnız güzel nesneyi değil, aynı zamanda güzelin öznel-ruhsal yaşanışını ve yaratılışını da içine alır. Gerçekte güzel ve sanat Platon'dan beri felsefî düşüncenin konusu olmuştur. Ama ilkin aydınlanma filozofu Baumgarten'den bu yana estetik, felsefenin ayrı bir dalı olarak gelişmiştir. Estetiği geliştirenler Kant, Hegel ve romantik filozoflar olmuştur.
  • (Yun. aisthêsis = güzel duygusu) Güzelliği, güzelliğin insan usu ve duyuları üzerindeki etkilerini konu olarak ele alan felsefe dalı.
  • Güzellik duygusiyle ilgisi olan veya estetik biliminin kurallarına uygun bulunan.
  • Güzelliği ve güzelliğin insan ruhundaki etkilerini konu olarak alan felsefe kolu.

Etik
  • Töre bilimi.
  • Çeşitli meslek kolları arasında tarafların uyması veya kaçınması gereken davranışlar bütünü.
  • Etik bilimi.
  • Ahlaki, ahlakla ilgili.

Etkileşim
  • Birbirini karşılıklı olarak etkileme işi.
  • Toplum yaşamında her şeyin hem kendisinin bağlı olduğu, hem de kendisine bağlı olan bir karşılıklı etkiler bütünlüğü içinde bulunması; neden ile sonucun birbirinden ayrı değil, sıkı sıkıya birbirine bağlı olması ve durmadan birbiriyle yer değiştirmesi.

Evlat
  • Bir kimsenin oğlu veya kızı, çocuk.
  • Soy, döl.
  • Yaşlı kimselerin çocukları yaşındakilere kullandıkları bir seslenme sözü.

Evliya
  • Ermiş, erenler, ermişler.
  • Koruyanlar, himaye edenler.
  • Allah’a yakın olanlar.

Evrensel
  • Evrenle ilgili.
  • Bütün insanlığı ilgilendiren, âlemşümul, cihanşümul, üniversal.
  • Dünya ölçüsünde, dünya çapında.

Ezelî
  • Öncesiz, başlangıçsız.

Ezgi
  • Belli bir kurallara göre düzenlenmiş, kulağa hoş gelen ses dizisi, haz, nağme, melodi.
  • Bir müzik parçasında baştan sona kadar belirli yerlerde tekrarlanan ses dizisi.
  • Kulağa hoş gelen ses veya söz dizisi.
  • Gidiş, yol, tarz, tempo.
  • Güncel konulara, aşk konularına, yaşama sevincine değinen, kabarelerde söylenen şarkı.
  • Epik tiyatroda oyuncuların açıklamalı ezgileri.
  • Belli bir kurala göre oluşturulan ve kulağa hoş gelen ses dizisi.
  • Makamla söylenen halk koşuğu türkü.
  • Nağme, lahin, makam, hava.


Submit a name