04 Nis

Güzel kelime önerileri

Sözlükte, Güzel Kelimeler arasında yer almasını istediğiniz bir kelime varsa, Kelime öner/ekle formu‘nu kullanarak anlamı ile birlikte ekleyebilirsiniz. Önerilen kelime en kısa sürede öneren kişinin adı ile birlikte sözlüğe eklenecektir.

All | Latest | A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z | Submit a name
There are 51 names in this directory beginning with the letter B.
Baba dostu
  • Çok eski, hayırlı aile dostu.

Badısaba
  • Sabah yeli.

Bağımsızlık
  • Bağımsız olma durumu veya niteliği, istiklal.
  • Bir kişi, toplumsal küme ya da toplumun ekonomik, siyasal, kültürel vb. bakımlardan başka kişi, küme ya da toplumların güdüm ve yönetimi altında bulunmaması durumu.

Bağışlamak
  • Bir mal veya hakkı karşılık beklemeden birine vermek, teberru etmek.
  • Herhangi bir kötü davranış için ceza vermekten vazgeçmek, affetmek.
  • Görevden çekmek, almak.
  • Hoşgörmek.

Bağlılık
  • Bağlı olma durumu, merbutiyet.
  • Birine karşı, sevgi, saygı ile yakınlık duyma ve gösterme, sadakat.
  • Organizmanın değişik yapı, özellik ve olaylarında görülen karşılıklı ilgi.
  • Bireylerin kendilerini bir topluluk, toplumsal kesim ya da kümenin üyesi saymaları.

Bahadır
  • Savaşlarda gücü ve yılmazlığıyla üstünlük kazanan veya yiğitlik gösteren kimse, batur.
  • Yiğit, kahraman, cesur.

Bahar
  • İlkbahar.
  • Bu mevsimde ağaçlarda açan çiçekler ve yapraklar.
  • İki anamevsim olan yaz ve kışı birbirine bağlayan, daha çok orta kuşakta belirgin, 21 Mart - 21 Haziran ile 23 Eylül -21 Aralık arasında kalan mevsimler.
  • Gençlik dönemi.

Baht
  • Gelecekteki olayları kaçınılmaz bir biçimde belirleyen ilahî iradenin insan ve toplum için çizdiği yaşayış biçimi, kader, talih.
  • Şans.

Bahtı açık
  • Talihli (kimse).

Baran
  • Yağmur.
  • Yüce, ulu.

Barış
  • Uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam
  • Savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh, hazar.
  • Barışma işi.

Barışık
  • Keendisi veya başkası ile barış durumunda bulunan, dargın veya düşman olmayan, sevecen, hoşgörülü.

Barışsever
  • Barışı seven, barışçı, barışçıl, sulhçu, sulhsever, sulhperver.

Başak
  • Arpa, buğday, yulaf vb. ekinlerin tanelerini taşıyan kılçıklı başı.
  • Tarlalarda, bağlarda dökülmüş veya tek tük kalmış olan ürün.
  • Zodyak üzerinde Aslan ile Terazi arasında bulunan takımyıldızın adı.
  • Bir takımyıldızın ve bir burcun adı; Başak takımyıldızı, Başak burcu.

Basiret
  • Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği, uzağı görüş, seziş, uyanıklık, anlayış, kavrayış, sağgörü, önsezi, vizyon.

Başmisafir
  • En değerli konuk.

Başucu kitabı
  • Sık sık yararlanılan, ana bilgileri veren, değerini yitirmeyen eser.

Başyapıt
  • Şaheser
  • Kusursuzluğa ulaşan bir sanatla gerçekleştirilmiş yapıt; belli bir türde en üstün yapıt.

Baylan
  • Nazlı, ince davranışlı.
  • Ağırbaşlı, uslu, kibar.
  • Şımarık nazlı, yaramaz.
  • Sebatsız, tembel.

Bayram ziyareti
  • Dinî bayram günlerinde, bayramı kutlamak için yapılan kısa ziyaret, bayram tebriği.

Bayramlaşma
  • Bayramlaşmak işi.

Bayramlık
  • Bayramlarda verilen armağan.
  • Bayrama özgü olan.

Baysal
  • Huzur ve refah içinde olan.
  • Rahat ve dingin.
  • Gürültüsüz, huzurlu.

Becerikli
  • Becerisi olan, elinden iş gelen, usta, maharetli, mahir, mahirane.

Beden dili
  • Organlarını değişik biçimlerde kullanarak istek ve düşüncelerini ifade etme biçimi, vücut dili.

Bedesten
  • Kumaş, mücevher vb. değerli eşyaların alınıp satıldığı kapalı tarihî çarşı.
  • Değerli eşyanın satıldığı yer.

Bedii
  • Güzellik ölçülerine uyan, gözü gönlü okşayan, beğenilen.
  • Estetik.

Bedir
  • Dolunay.
  • Ayın on dördü.

Beka
  • Kalıcılık, ölmezlik.

Beliğ
  • Anlaşılır.
  • Belagati olan, belagatli.
  • Düzgün söz söyleyen.
  • Düzgün, güzel söz.

Bengi
  • Sonu olmayan, hep kalacak olan, ölümsüz, ebedî.

Beraberlik
  • Birlikte olma durumu.
  • Baş başa kalma durumu.

Berceste
  • Güzel, latif.
  • Seçilmiş, seçme, beğenilmiş.
  • Sanat değeri yüksek olan dize.

Bereket
  • Bolluk, gürlük, ongunluk, feyiz, feyezan.
  • Yağmur.
  • İyi ki, neyse ki, iyi bir rastlantı sonucunda.

Bergüzar
  • Anmak için verilen hatıra, armağan, yadigâr.

Berhayat
  • Hayatta olan, canlı, yaşayan (kimse).

Berhudar
  • Mutlu.

Berkemal
  • Mükemmel, pek iyi.

Berrak
  • Duru, temiz, aydınlık, açık.

Beste
  • Bir müzik eserini oluşturan ezgilerin bütünü.
  • Bağlanmış, bitiştirilmiş.

Beynelmilel
  • Uluslararası.

Beytülmal
  • Kamu malı.
  • Devletin hazinesi.

Bigünah
  • Suçsuz, günahsız.

Bilge
  • Bilgili, iyi ahlaklı, olgun ve örnek (kimse), hakim.
  • Âlim, hakîm, bilgin.
  • Bilgili, iyi ahlaklı, olgun ve örnek kimse.

Bilgi
  • İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat.
  • Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf.
  • İnsan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, malumat, vukuf..
  • Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler.
  • Bilim: Doğa bilgisi.
  • Kurallardan yararlanarak kişinin veriye yönelttiği anlam.
  • İnsan aklının kapsayabileceği olgu, gerçek ve ilkelerin tümüne verilen ad.
  • İnsan zihninin çalışması sonucu ortaya çıkan düşünsel ürün.
  • Genel olarak ve ilksezi biçiminde zihnin kavradığı temel düşünceler.
  • Bir yargılamada bulunabilmek için bilinmesi gereken öğelerin her birine verilen ad.
  • Bir şeyi bilme hali.
  • Bireylerin öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile çaba sarfederek elde ettiği olgular.
  • (İnformation) Bireylerin herhangi bir çaba sarfetmeksizin ulaştığı dışardan verilen olgular.
  • Öğrenme, araştırma ya da gözlem yolu ile edinilen gerçekler.
  • (Davranış ruhbilimi) Bir uyaran durumunun ipucu ya da açar görevini yapan yönü.
  • (Bilgi kuramı) Tümü ya da bir parçası sınıflandırmaya elverişli olan nesneler topluluğunun, niceliği ile ilgili yönü.

Bilgin
  • Bilimsel bir konuda çok bilgisi olan kimse, âlim.

Bilim
  • Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi, ilim.
  • Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.
  • Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci.
  • Bilimler topluluğu ve bilimsel bilgilerin tümü. 2. Tek tek bilimler. 3. Özünde bilim olarak bilim: a. Temellendirilmiş bilme. b. Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci, c. Genel geçerlik ve zorunlu kesinlik niteliklerini gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi. d. Belirli bir nesne alanı ile ilgili olan soru, yargı ve bunlarla ilgili araştırmaların nesnel bağlamı. Bilimlerin bölümlenmesi ve sınıflanması: (Çeşitli açılardan yapılabilir, hiç birinin kesin geçerliği yoktur): a. Ereğe göre: kuramsal ve kılgısal bilimler, b. Konusuna göre: zaman ve uzaydaki gerçek nes nelerle ilgili olan olgu bilimleri (real bilimler) ve düşüncel, zamandışı nesnelerle ilgili olan düşüncel (ideal) bilimler, c. Bilgi kaynağına göre: deneysel (empirik) bilimler ve önsel bilimler (salt us bilimleri), d. Yöntem ve alanına göre: doğa bilimleri ve tinsel bilimler; bununla ilgili olarak, açıklamaya dayanan ve anlamaya dayanan bilimler vb.

Bilinç
  • İnsanın kendisini ve çevresini tanıma yeteneği, şuur.
  • Bir toplumdaki ruhsal etkinliklerin veya ruhsal durumların bütünü.
  • Dimağ.
  • Temel bilgi, temel görüş.
  • Algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydınlık olarak izlenme süreci, şuur.
  • Duyum, heyecan, düşünme ya da başka bir ruh etkinliğiyle nitelenen durum
  • Ben'in kendi etkinlik ve duygulanmalarını sezebilmesi.
  • Geniş anlamda zihin.
  • Bir topluluktaki ruhsal etkinliğin ya da ruhsal durumların tümü.
  • (Yun. syn-eidesis = birlikte bilme) : 1. İnsanın kendisi, yaşantıları ve dünya üzerindeki bilgisi; aynı zamanda da düşünme ve kendini tanıma yeteneği, a. Benle ilgili bütün yaşantıların tümü olarak bilinç; her türlü içten yaşamalar; kendi üzerinde bilinç, b. Bir şey üzerinde bilinç; nesnel bilinç; düşünme, algılama, duyma, isteme, bekleme gibi bir ereği olan, bir şeye yönelen, (intentional) edimleri olanaklı kılan (şey).
  • Stanislavski oyunculuk dizgesinde insanın kendi tarafından denetlenebilir yanı.
  • İnsanın çalışma süreci içinde, eş deyişle toplumsal ilişkiler süreci içinde nesnel çevresini ve kişisel varoluşunu anlamasını sağlayan düşünsel süreçlerin toplamı.

Billur
  • Bazı cisimlerin aldıkları geometrik biçim.
  • Kesme cam, kristal.
  • Kristalden yapılmış.
  • Duru, temiz ve akıcı.
  • Saydam.
  • Parlak, ışıklı.

Birlik
  • Bir arada olma durumu, vahdet
  • Bağlılık, benzerlik, bağlantı, vahdet.
  • Belli bir topluluğun yararlarını korumak için kurulmuş dernek.
  • Bir taneden oluşmuş, bir tane alabilen.
  • Bölük, tabur, alay vb. bir bütün sayılan topluluk.
  • Konunun bir ana düşünce çevresinde toplanması.
  • Bölünmezliği içeren yalın bütün.
  • Beraberlik.
  • Aynı ekolojik ortamı işgal eden aynı ya da farklı türdeki bitkilerden oluşan topluluk.
  • Cümle öğelerinden birini (özne, nesne, tümleç, fiil, yüklem) meydana getiren kelime veya kelime öbeği.
  • (Derleme., öbek, grup) Özne, yüklem veya çeşitli tümleçlerle birlikte kullanılan sözcüklerin tümü (bk. özne birliği, yüklem birliği, tümleç birliği vb).
  • (Lat. unitas < unus = bir) : (Somut anlamda) 1. Bölünemezliği içeren yalın bütün. 2-Çokluğun birliği; birlik halinde gelmiş olan çokluk; yalın olmayan, ama yok edilmeden bölünemeyen birlik. 3-Bölünebilen birlik (yığışım = Aggregat). (Soyut anlamda) Bir olanın özelliği; parçalarından (bölümlerinden) herhangi bir tanesi kaldırılsa yapısı değişen organik bir bütün. Birlik kavramının felsefede çeşitli kullanımları vardır: 1. Mantıksal birlik: a. Kavramın birliği, b. Düşünmenin birliği, c. Kategori, d. İde. 2-Fizik ötesi-spekülatif birlik: a. Karşıtların birliği (Nicolaus Cusanus'da, coincidentia oppositorum = karşıtların örtüşmesi; Hegel'de tinin eytişimsel birliği.) b. Bütünlük (Spinoza) c. Karşıtların her çeşit çokluğu üzerinde yükselen birlik (Plotinos'ta: bir olan.) 3. Varoluşsal birlik: Karar vermedeki koşulsuzluğa dayalı varoluş birliği (Kierkegaard; varoluş felsefesi). 4. Estetik'te: Çokluğun bir bütün olarak verildiği görüsel birlik (estetiğin önemli bir ilkesi).
  • İl, kent ve köy gibi yerel yönetim birimlerinin, bir ya da birden çok sayıdaki görevlerini daha iyi yerine getirmek amacıyla, yasalar uyarınca kimi kaynak ve örgenlerini birleştirerek oluşturdukları örgüt. Birliklerin de, kent yönetimleri gibi, başkanları, genel kurulları ve yönetim kurulları bulunur.
  • Tecimde yarışıma yer vermemek amacıyla mal ederlerini saptayan tecimsel birlik. Birkaç yapımcı kuruluşun sağladıkları kazançları bir bölümü ya da tümü ile (pool) adı verdikleri ortak vezneye yatırmak için aralarında yaptıkları sözleşme.
  • Bir film ya da televizyon izlencesinde, anlatılmak istenenin dağınıklığa yol açılmadan, ayrıntılara boğulmadan, ölçülü biçimde, bütünlük duygusu uyandırarak gerçekleştirilmesi durumu. 2. Bir resmi oluşturan çeşitli öğeler arasında varlığını duyuran uyuşum.
  • Aydınlatmada kullanılan 1 kW'lık ışıldak.
  • Koşukta, yazıda konunun bir ana düşünce ekseninde toplanışı.
  • Sinapsis: Anadan ve babadan gelen homolog kromozom çiftlerinin geçici olarak birleşmesi.

Bolluk
  • Bol olma durumu.
  • Parasal bakımdan rahatlık.
  • Her şeyin bol olduğu yer.
  • Gerekli bütün malların sıkıntıya düşülmeksizin elde edilebileceği iktisadi durum.
  • Evrende kimyasal öğelerin dağılımı; evrenin ya da güneş gibi belirli bir yıldızın ortalama kimyasal bileşimi.
  • Gözlem veya örnekleme alanında bulunan bir türe ait bireylerin sayısal durumu, abundans.
  • Her bir hücrede bulunan belli bir mRNA molekülü ortalama sayısı. Abundans.


Submit a name