04 Nis

Güzel Kelimeler Sözlüğü

Güzel Kelimeler Sözlüğü’nde güzel kelimeler aranır, güzel kelimeler bulunur. Örnek: Şu kelimeleri aradığınızda, bakın neler çıkıyor? Can, Saygı, Sevgi, Kültür, Ahlak, Çocuk, Anlayış, İnsan, Hak, Hatır, Bahçe, Dost, Güzel, Eğitim, Doğru veya aklınıza ne düşerse…

Tümü | A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z
Bu kelime 27 başlık içinde bulunuyor. Sonuçları temizle.
Çelik çomak
  • Çocukların, çomakla çeliğe vurarak oynadıkları oyun.

Çocuk
  • Küçük yaştaki oğlan veya kız.
  • Soy bakımından oğul veya kız, evlat.
  • Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak.
  • Genç erkek.
  • Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi.
  • Büyüklere yakışmayacak daha çok küçüklerin yapabileceği gibi davranan kimse.
  • Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse.

Çocuk bahçesi
  • Çocukların gezinmesi, oyun oynaması ve hava alması için yapılmış bahçe.
  • Genellikle okul öncesi ve ilkokul çağında bulunan çocukların oynamaları için ayrılan ve düzenlenen, içinde kum havuzu, salıncak, kaydırak, tahteravalli, tırmanma merdiveni gibi oyun araçlarının bulunduğu bahçe.

Çocuk oyunu
  • Çocukların oynadığı oyun.
  • Basit ve sıradan bir olay veya durum.
  • Çocuklar için düşünülmüş, eğlendirirken eğitmeyi amaçlayan oyun.
  • Çocukların içgüdüsel oyun gereksinmelerinin toplumsal yaşantı üzerinde yaptığı etkiler sonucunda oluşan ve çoğunluğu kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze değin gelen halkbilim ürünleri.

Çocuk ruhlu
  • Çocuklara benzeyen bir iç dünyası olan, çocuksu davranışları olan (kimse).

Çocukluk
  • İnsan hayatının bebeklikle ergenlik arasındaki dönemi.
  • Çocuk olma durumu.
  • Çocukça davranış.

Çocuksu
  • Çocuk gibi, çocukça olan, çocuğa benzeyen.
  • Çocuğa benzer bir biçimde.

Öğretmen
  • Mesleği bilgi öğretmek olan kimse, muallim, muallime.
  • Resmî ya da özel bir eğitim kurumunda çocukların, gençlerin ya da yetişkinlerin istenilen öğrenme yaşantıları kazanmalarına kılavuzluk etmek ve yön vermekle görevlendirilmiş kimse.
  • Bilgi, görgü ve yaşantısı ile belli dal ve alanlarda başkalarının yetişme ve gelişmesine yardım eden kimse.
  • Öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği öğrenimi bitirerek ya da yeterlikleri kazanarak öğretmenlik yapma yetkisini elde etmiş olan kimse.

Afacan
  • Zeki ve yaramaz (çocuk).

Aile
  • Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik.
  • Aynı soydan gelen veya aralarında akrabalık ilişkileri bulunan kimselerin tümü.
  • Birlikte oturan hısım ve yakınların tümü.
  • Eş, karı.
  • Aynı gaye üzerinde anlaşan ve birlikte çalışan kimselerin bütünü.
  • Temel niteliği bir olan dil, hayvan veya bitki topluluğu, familya.
  • Erkeğin ve kadının çocuklarıyla oluşturdukları, iş bölümüne dayalı, küçük (çekirdek) ve büyük ya da dar ve geniş aile gibi tipleri olan toplumsal ve ekonomik temel birlik.
  • Ortak özellikleri olan matematiksel nesneler kümesi. (Örneğin yüzeyler ailesi, operatörler ailesi gibi.)
  • Canlıların sınıflandırılmasında benzer cinslerin meydana getirdiği grup anlamında kullanılan terim.

Ana kuzusu
  • Pek küçük kucak çocuğu.
  • Sıkıntıya, güç işlere alışmamış, nazlı büyütülmüş çocuk veya genç.

Ateş parçası
  • Çok canlı, hareketli, becerikli, çalışkan.
  • Çok yaramaz (çocuk).
  • Canlı.

Eğitim
  • Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme, terbiye.
  • Küçük ve geleneksel toplumlarda, çocukların ilerde yapacakları işleri, görevleri, davranış biçimleriyle ilgili olarak onların erginlik çağına girinceye dek aileleri, akrabaları ve toplumun yaşlı üyelerince geleneklere uygun biçimde eğitilmeleri, yetiştirilmeleri.
  • Yeni kuşakların, toplum yaşayışında yerlerini almak için hazırlanırken, gerekli bilgi, beceri ve anlayışlar elde etmelerine ve kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme etkinliği.
  • Önceden saptanmış amaçlara göre insanların davranımlarında belli gelişmeler sağlamaya yarayan planlı etkiler dizgesi.
  • Belli bir konuda, bir bilgi ya da bilim dalında yetiştirme ve geliştirme.
  • Her kuşağa, geçmişin bilgi ve deneylerini düzenli bir biçimde aktarma ya da kazandırma işi.
  • Eğitim ruhbilimi, eğitim felsefesi, eğitim tarihi, öğretim programları, özel ve genel öğretim yöntemleri, öğretim teknikleri, yönetim, denetim vb. eğitim ' ve öğretim alanlarını kapsamak üzere öğretmen, yönetici ve eğitim uzmanı yetiştirmek amacıyla ilgililer için düzenlenen bütün kurslara ve bu kurslarla ilgili bilimsel çalışmalara verilen genel ad.
  • Eğitbilim.
  • (Geniş anlamda) İnsanın yeteneklerinin, özellikle ahlak yetilerinin geliştirilmesi için ona yön ve biçim verilmesi; bu yolda yapılan bilinçli ya da bilinçsiz etkilerin tümü.
  • (Dar anlamda) İnsan gelişiminin düzenli, bilinçli olarak yönetilişi ve etkilenişi.
  • Toplumun genç üyelerinin varolan kültüre yetişkin üyelerce bilinçli, amaçlı ve düzenli biçimde hazırlanması süreci.

Elimsende
  • Çocukların birbirine el değdirerek diğer arkadaşını ebe yapma amacıyla oynadıkları bir oyun.

Evlat
  • Bir kimsenin oğlu veya kızı, çocuk.
  • Soy, döl.
  • Yaşlı kimselerin çocukları yaşındakilere kullandıkları bir seslenme sözü.

Hilâl
  • Ayın ilk günlerinde aldığı yay biçimi, ayça, yeni ay.
  • Çocukların okuma öğrenmeye başladıklarında satır ve sözleri şaşırmamak için söz üzerinde gezdirdikleri ucu sivri, uzunca bir gösterme aracı.

Kardeş
  • Aynı anne babadan doğmuş veya anne babalarından biri aynı olan çocukların birbirine göre adı.
  • Yaşça küçük olan çocuk.
  • Çok yakın arkadaş, dost.

Körebe
  • Gözleri bağlı olan ebenin, oyuna katılan öteki çocukları yakalamaya çalıştığı çocuk oyunu.

Kuşdili
  • Çocuklar ya da akıl hastalarının sözcüklere hece ekleyerek ya da çıkararak konuştukları dil.
  • Süleyman Peygamber'in bilip konuştuğu hayvan, kuş dili. (Tasavvuf simgeleriyle örülmüş bir deyiş ve inan dili; bunu ancak tasavvufla uğraşanlar anlar.)
  • Bir tür dişbudak.
  • Karaağaç ağacının meyvesi, rosmarinus, labiatae.

Masum
  • Suçsuz, günahsız.
  • Küçük çocuk.
  • Temiz, saf.

Saklambaç
  • Oyunculardan birinin ebe olması ve saklanan arkadaşlarını bulması temeline dayanan bir çocuk oyunu.

Su
  • Hidrojenle oksijenden oluşan, sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız madde, ab.
  • Bu sıvıdan oluşan kitle, deniz, akarsu.
  • Meyve, sebze vb.nin sıkılmasıyla elde edilen sıvı.
  • Bazı kokulu yaprak veya çiçeklerin imbikten çekilmesiyle elde edilen kokulu sıvı.
  • Yemeğin sıvı bölümü.
  • Kez.
  • Demir araçları ateşte kızdırdıktan sonra, suya daldırılarak sağlanılan sertlik.
  • Halı, perde, örtü vb. eşyaların dört kıyısına konulan çizgiler ya da çiçek biçiminde süsler: Şu halının suyunu ne güzel dokumuşlar.
  • Kumaşlarda kenar çizgisi.
  • Tahta ve odun gibi şeylerde liflerin yolu, doğrultusu.
  • Çocuk oyunlarında çizilen çizgi.
  • Uçantop alanının kıyı çizgisi.
  • Huy, yaradılış.
  • Zaman, vakit.
  • Tazelik, canlılık, gençlik için.
  • Hal, durum.
  • Utanma duygusu, ar.
  • H2O; yer yüzeyinin en büyük bölümünü oluşturan, kimyaca çok kalımlı, renksiz, kokusuz, tatsız sıvı.
  • Formülü HOH, 17 °C’deki dielektrik sabiti 81, atmosfer basıncında 4 °C’deki bağıl yoğunlu 1,00, d.n. 0 °C, 20 °C’deki viskozitesi 0,01002 poise, özgül ısısı 1 cal/g, 100 °C’deki buhar basıncı 760 mmHg, 20 °C’deki yüzey gerilimi 73 din/cm, erime ısısı 80 cal/g, buharlaşma ısısı 540 cal/g, kırma indisi 1,333 olan, damıtma, iyon değiştirme, klorlama ve süzme ile arıtılabilen, süspansiyon yapıcı, çözücü, endüstriyel soğutucu, nükleer reaktörlerde yavaşlatıcı ve fizyolojik bakımdan besleyici olarak, ayrıca güç kaynağı, su buharı üretimi, kağıt kaplama, süzme, yıkama, ovalamada çok kullanılan, renksiz, kokusuz, tatsız ve dünyada en bol bulunan bir sıvı madde.
  • Tarz, yol, hal, durum.

Yavru
  • Yeni doğmuş hayvan veya insan.
  • Çocuk, evlat.
  • Bir şeyin küçüğü.

Yeşil alan
  • Şehir içinde park, bahçe vb. yerlere ayrılmış bölüm.
  • Kent ve kasabalarda, insanların dinlenmesine, gezmesine, çocukların oynamasına ayrılan ve bu yerlerin bir taş yığını görünümü kazanmasına engel olmak amacıyla, kent yönetimlerince düzenlenen gezilik, ağaçlı yol gibi ortak kullanım alanı.

Yetim
  • Babası ölmüş olan (çocuk), babasız.
  • Babası ölmüş çocuk.
  • Yalnız, tek, eşsiz.

Yolcu
  • Yolculuğa çıkmış kimse.
  • Yolculuğa çıkmaya hazırlanan kimse.
  • Doğması beklenen çocuk.
  • Bu dünyadan ayrılacağı hissedilen kimse, hasta vb.

Yuva
  • Kuşların ve başka hayvanların barınmak, yumurtlamak, kuluçkaya yatmak, yavrularını büyütmek veya yavrulamak için türlü şeylerden yaptıkları ve türlü biçimlerde hazırladıkları barınak.
  • Genellikle ailenin oturduğu ev.
  • İki buçukla dört yaş arası çocukların bakıldığı, okul öncesi eğitim kurumu.
  • Kimsesizlere veya yoksullara yardım etmek ve onları barındırmak amacıyla açılan yer.
  • Bir şeyin içinde yerleşmiş olduğu veya yerleştirildiği oyuk.
  • Bazı kötü nitelikli kimselerin çok bulunduğu, toplandığı yer.
  • Bir şeyin öğretildiği yer.
  • Bir şeyin çok bulunduğu yer.
  • (Mimarlık) (Lat. alveolus: küçük göz) Mimarlıkta, içine bir taşın ya da bir yazıtın yerleştirildiği oyuk.
  • Anne ve babaların çalışmakta olduğu saatlerde, çocukların bakım ve eğitimini sağlayan özel ya da kamusal kurum.
  • Elektrik akımını almak için fişin sokulduğu yuva; fiş yuvası.
  • Aynı unsurlardan oluşan küme, özellikle hücrelerin kendilerine yabancı bir dokuda birikmesiyle oluşan kümelenme. Kimi neoplastik ve hamartomatöz dermatozislerde, en çok epidermis ve/veya dermis içindeki hücrelerin sınırlı gruplaşmasında görülür.
  • Kuşların, yumurtlamak ve yavruların büyütmek üzere hazırladıkları yatak, kuş yuvası veya barınağı.