04 Nis

Güzel kelime önerileri

Sözlükte, Güzel Kelimeler arasında yer almasını istediğiniz bir kelime varsa, Kelime öner/ekle formu‘nu kullanarak anlamı ile birlikte ekleyebilirsiniz. Önerilen kelime en kısa sürede öneren kişinin adı ile birlikte sözlüğe eklenecektir.

All | Latest | A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z | Submit a name
Showing 50 most recent names in this directory
Dinginlik
  • Durgunluk, sükûnet.
  • Atalet.
  • Dingin olma durumu.

Filizlenmek
  • Bitki filiz vermek.
  • Gelişmeye, büyümeye başlamak.

Sevinç
  • Hoşnutluk duygusu.
  • İstenen veya hoşa giden bir şeyin olmasıyla duyulan coşku.
  • Hoşnut edici yaşantıların ortaya çıkardığı ve türlü dış belirtileri olan doyurucu bir coşku.

Lütuf
  • Önem verilen, sayılan birinden gelen iyilik, yardım, ihsan, inayet, atıfet.
  • İyilik, güzellik, hoşluk.
  • Bağış, ihsan.

Zihin açıklığı
  • Doğru düşünme gücü, zihin berraklığı.

Yaşama gücü
  • Hayatın zorluklarına karşı mücadele etme gücü veya kuvveti.
  • Dirimselci öğretilerce yaşamı sürdürmenin en temelli nedeni olarak kabul edilen ilke (Driesch'de entelekhia).
  • Canlılık.

Selam
  • Bir kimseyle karşılaşıldığında, birinin yanına gidildiğinde veya yanından uzaklaşıldığında kendisine söz ve işaretle bir nezaket gösterisi yapma, esenleme, merhaba.
  • Barış, rahatlık.
  • Sonu iyi ve hayırlı çıkma.
  • Vuruşma ya da yarışmadan önce, iki kılıçoyuncusunun birbirini, sonra yargıcı ve seyircileri savutlarıyle özel biçimde esenlemeleri.

Şeffaflık
  • Saydamlık.

Başyapıt
  • Şaheser
  • Kusursuzluğa ulaşan bir sanatla gerçekleştirilmiş yapıt; belli bir türde en üstün yapıt.

Muhabbet
  • Sevgi.
  • Dostça konuşma, yârenlik.

El ele
  • Birbirinin elini tutarak.
  • Birlikte davranarak, bir konuda birleşerek.
  • İşbirliği yaparak, güç birliği yaparak, yardımlaşarak.

Ebedî
  • Sonsuz, ölümsüz, bengi.

Utanma duygusu
  • İnsanın ruh dünyasında oluşan utanç duygusu.
  • Ar, haya duygusu.

Kul hakkı
  • Tanrı'ya göre insan, abd.
  • Yeniçeri; Enderundan yetişen bütün devlet büyükleri ve altıbölük süvarileri.
  • Köle, karavaş.

Hayırsever
  • Yoksullara, düşkünlere, yardıma muhtaç olanlara iyilik ve yardım etmesini seven, iyiliksever, yardımsever, hayırperver.
  • Halkın yararı için okul, çeşme, hastane vb. yaptıran.

Emek
  • Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü.
  • Uzun ve yorucu, özenli çalışma.
  • İnsanın bilinçli olarak belli bir amaca ulaşmak için giriştiği hem doğal ve toplumsal çerçevesini hem de kendisini değiştiren çalışma süreci.
  • Belli bir bedel karşılığı üretim sürecinde üretim faktörlerinden biri olarak yer alan beden ve/veya beyin gücü.

Engin
  • Ucu bucağı görünmeyecek kadar geniş, çok geniş, vâsi.
  • Açık deniz.
  • Yüksekte olmayan, alçak (yer), ingin, münhat.
  • İyi, güzel, temiz, sağlam.

Fırsat eşitliği
  • Sunulan olanaklardan herkesin ayrım yapılmaksızın eşit biçimde yararlanması.
  • Bir ülkedeki eğitim, iş gibi her türlü olanaktan her bireyin eşit yararlanma hakkına sahip olması.

Ozan
  • Şair
  • Sazla ya da sazsız ezgiler ve şiirler söyleyen kişi.
  • Eski Oğuzlarda Oğuz destanlarını okuyan saz şairi.
  • Deyişler yazarak, koşuklar dizerek duygu, imge, beğenilerimizi güzel, tatlı anlatışlarla dile getiren sanatçı.
  • Halk şairi, saz şairi, toplantılarda saz ile şiir söyleyen kimse.
  • Şiir yazan, şair.
  • Halk şairi.

Anlam
  • Bir kelimeden, bir sözden, bir davranış veya olgudan anlaşılan şey, bunların hatırlattığı düşünce veya nesne, mana, fehva, valör.
  • Bir önermenin, bir tasarının, bir düşüncenin veya eserin anlatmak istediği şey.
  • Anlayış, duygu.
  • Mâna.
  • Sözcüklerin veya davranışların zihinde uyandırdığı izlenim.
  • Bir sözcüğün belirttiği, düşündürdüğü (şey).
  • Bir önermenin, bir tasarımın, bir düşüncenin ya da yapıtın anlatmak istediği (şey).
  • Kelimenin tek başına veya söz içindeki öteki ögeler ile bağlantılı olarak zihinde yarattığı kavramlardan her biri: kestirmek 1. ağaç kestirmek, kumaş kestirmek, 2. bir şeyi tahmin edebilmek: işin sonunda nereye varacağını kestiremiyorum; 3. birazcık uyumak: Bir saat kadar kestirirsem kendimi toplayabilirim vb.
  • Bir kelimenin, veya kelimelerden meydana gelmesi dolayısıyla, bir cümle veya sözün anlattığı fikir.
  • Bir toplum ya da toplumsal küme üyelerinin türlü ekin öğeleriyle ilgili olarak yaptıkları düşünsel çağrışım.
  • Bir simge, kavram ya da bir ölçümün belli bir dizgeye göre taşıdığı içlem ya da içerim.
  • Sözcüklerin, dizelerin, tümcelerin ve benzerleri söz örneklerinin anlattıkları duygu, düşünce, yargı.

Söyleşi
  • Arkadaşça, dostça karşılıklı konuşma, hasbihâl, sohbet.
  • Belli bir konuda alanla ilgili kişilerin katıldığı bilgilendirme toplantısı.
  • Bir bilim veya sanat konusunu, konuşmayı andıran biçimde inceleyerek anlatan edebiyat türü, sohbet.
  • Bir sunucunun yönetiminde ya da sunucusuz olarak, belirli bir konu üzerinde, birbirine karşıt olmayan, tartışmasız olarak bir söyleşi havası içinde geçen karşılıklı konuşma.
  • Kişiler arasında geçen ve bir kurala bağlı olmayan konuşma.
  • Musahabe, sohbet.

Ateş parçası
  • Çok canlı, hareketli, becerikli, çalışkan.
  • Çok yaramaz (çocuk).
  • Canlı.

Edepli
  • Uslu, ince, iyi ahlaklı, terbiyeli, müeddep.

Güvenilir
  • Güven duygusu veren, güvenilen, itimatlı.

Ana dili
  • Çocuğun ailesinden ve içinde yaşadığı topluluktan edindiği dil.
  • Bir kimsenin ocağında konuşulan ve kendisince ilk öğrenilen dil.
  • İnsanın doğup büyüdüğü aile ve soyca bağlı bulunduğu toplum çevresinden öğrendiği, bilinç altına kadar inebilen ve kişilerle toplum arasındaki ilişkilerde en güçlü bağı oluşturan dil.

Mutena
  • Özenilmiş, özenle yapılmış.
  • Seçkin, önemli.
  • Özenle, dikkatle seçilmiş.

Feyiz
  • Verimlilik, gürlük, ongunluk, bereket.
  • Artma, çoğalma.
  • İlerleme, kültürel gelişme, olgunluk.
  • Bolluk, bereket.
  • Manevi haz, mutluluk, iç huzuru.
  • Suyun taşıp akması.
  • Bilim, bilgi.

Doğasever
  • Doğanın kirlenmesine ve tahrip edilmesine karşı çıkan (kimse).

Gönüllü
  • Bir işi yapmayı hiçbir yükümlülüğü yokken isteyerek üstlenen:
  • Çok istekli.
  • Seven kimse veya sevgili.
  • Kendi isteği ile asker olan kimse.
  • Bir araştırmaya görüşmeci olarak katılmaya istekli olan ancak özellikleri yeterince denetlenmediği durumlarda önemli yanlılıklara yol açabilecek işmen.
  • Cesur.
  • Gönüle, cana yakın, muteber, hatırlı, şerefli.

Habitat
  • Yerleşme, oturma.
  • Bitkinin doğal olarak yetiştiği yer, yurt.
  • Bir canlı türünü ya da canlı birliklerini barındıran ve kendine özgü özellikler gösteren yaşama ortamı.

Gün batımı
  • Güneşin ufukta kaybolması, gurup.

Mukaddime
  • Ön söz.
  • Başlangıç.
  • Bir olayın başlangıcı.

Günaydın
  • ‘İyi sabahlar’ anlamında sabahları söylenen bir selamlama sözü.
  • Yeni mi farkına vardın? anlamında bir söz.

İnsancıl
  • İnsan seven.
  • İnsanla ilgili.
  • İnsana değer veren.
  • İnsancılık yanlısı olan, beşeriyetçi, hümanist.

Amme
  • Kamu. // kamu. ~ hakları: kamu hakları. ~ hukuku: kamu töresi. ~ hükmî şahsiyyeti: kamu tüzel kişiliği. ~ intizâmı: kamu düzeni. ~ menfaati: kamu yararı.

Şevk
  • İstek, heves.

Müsavat
  • Eşitlik, denklik.

Kıyam
  • İslam inancına göre, ölümden sonra yeniden dirilip ayağa kalkma.
  • Namazda ayakta durma.
  • Ayağa kalkma, ayakta durma.
  • Bir işe girişme, kalkışma, teşebbüs etme.
  • Ayaklanma, başkaldırma, karşı gelme.

Oydaş
  • Aynı düşüncede, aynı inançta olan, aynı düşünceyi savunanlardan her biri, düşündeş, fikirdeş.

Cumhur
  • Halk.
  • Topluluk.

İman
  • İnanç.
  • Güçlü inanç, inan.
  • İslam dinini kabul etme.

Ahit
  • Kendi kendine söz vererek bir işi üzerine alma, ant.
  • Antlaşma.
  • Devir, zaman.

Hayat arkadaşı

Hande
  • Gülme, gülüş.

Güç
  • Takat.
  • Fizik, düşünce ve ahlak yönünden bir etki yapabilme veya bir etkiye direnebilme yeteneği, kuvvet: Zihin gücü. Yaşama gücü.
  • Bir olaya yol açan her türlü hareket, kuvvet, takat.
  • Sınırsız, mutlak nitelik: Tanrı'nın gücü.
  • Büyük etkinliği ve önemi olan nitelik:Paranın gücü.
  • Bir cihazın, bir mekanizmanın iş yapabilme niteliği: Motorun gücü.
  • Siyasi, ekonomik, askerî vb. bakımlardan etki ve önemi büyük olan devlet, devletler topluluğu: Güçler dengesi.
  • Bir ulus, bir ordu vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli: İnsan gücü.
  • Bir toprağın verimlilik yeteneği.
  • Yeterliliğini ve güvenilirliğini kanıtlamış kimse.
  • Bir akarsuyun aşındırma ve taşıma yeteneği.
  • İş yapma hızı; birim zamanda yapılan iş.
  • Görsel bir aygıtın ayrıntıları seçme yeteneği.
  • Birim zamana düşen iş birimleriyle ölçülen iş yapma oranı.
  • Vatla ölçülen iş yapma oranı; elektrik gücü (1 vatlık bir güç, saniyede 1 jul iş yapar).
  • Ağır ve yorucu emekle yapılan, çetin, müşkül, efor.
  • Zulüm, gadr, haksızlık, zor, çevir, eziyet, sitem.
  • Cidal, şiddet.

Nur
  • Aydınlık, ışık, parıltı, ziya.
  • İlahi güç tarafından gönderildiğine inanılan parlaklık.
  • Kur´an-ı Kerim.

Huşu
  • Alçak gönüllülük.
  • Tanrı'ya boyun eğme, gönlü korku ve saygı ile dolu olma.
  • Hayranlık ve korkunun karıştığı bileşik bir duygu.

Yaz yağmuru
  • Ani yağan ve çabuk geçen yağmur.

Vatan
  • Yurt.
  • Sıla, memleket.

Tebarüz
  • Belirme, görünme.


Submit a name